Selçuk Onur
Köprü mü olmalı? Yoksa köprünün sahibi mi?
Türkiye, yalnızca bir transit ülke değil, Avrupa-Asya ticaretinin merkezlerinden biri olmayı hedefliyor. Bunun için iki ana proje öne çıkıyor:
- Kalkınma Yolu (Development Road)
Körfez’i (özellikle Irak üzerinden) Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya bağlayacak kara/demiryolu ağı. - Orta Koridor + TRIPP (Trump Yolu)
Çin-Orta Asya-Kafkasya-Türkiye-Avrupa hattını güçlendirmek; bunun kritik halkası da Türkiye-Ermenistan sınırının açılması. 32 yıldır kapalı olan Alican sınır kapısı belki de artık bir çıkmaz sokak değil; Çin’den Avrupa’ya uzanan yeni ticaret haritasının kapısı olabilir.
Türkiye bunu Hürmüz ve Süveyş’e alternatif yaratmak için istiyor. Çünkü, Hürmüz Boğazı riskli, Kızıldeniz/Süveyş çatışmalar ve saldırılar nedeniyle kırılgan. Rusya hattı yaptırımlarla problemli. Kuzey koridoru (Rusya üzerinden) jeopolitik açıdan riskli
Türkiye’nin yapması gereken güvenli kara köprüsü olarak jeopolitik sigorta satmak olmalı. Eğer başarılı olursak,
- Transit gelirleri
- Lojistik merkez olma avantajı
- Limanların büyümesi (Mersin, İskenderun, İstanbul)
- Demiryolu ve altyapı yatırımları
- Enerji koridoru olma (petrol, doğal gaz, elektrik hatları)
Ardı ardına gelir ki, bu da, Türkiye'yi sadece "geçiş ülkesi" değil bölgesel lojistik güç yapabilir.
HUB OLMA HAYALİMİZ, GERÇEĞE DÖNÜŞEBİLİR
Tüm bunların gerçekleşmesi halinde Türkiye, Avrupa için vazgeçilmez olur. Çin için alternatif rota olarak ortaya çıkar. Körfez için çıkış kapısı hüviyeti kazanır. ABD için Rusya/İran alternatifine dönüşür.
İşte tam da bu, Ankara’nın yıllardır istediği “merkez ülke” olma fikrinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bunun gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel de, Ermenistan-Azerbaycan barışının hala garanti altında olmadığıdır. Eğer, Zengezur tartışması büyür, Bakü-Erivan barışı çöker, sınırlar yeniden militarize olursa proje durabilir. Bunun anlamı da, doğum beklerken artık yaşamayan bir bebekle karşılaşma riskidir.
ORTA KORİDOR HÂLÂ VERİMSİZ
Orta Koridor, herkesin ihtiyaç duyduğu, ama az kişinin tercih ettiği bir rota olarak öne çıkıyor. Nedenine gelince;
- Hazar geçişi yavaş
- Feribot darboğaz
- Ray açıklıkları farklı
- Gümrük süreçleri kötü
- Çok fazla ülke geçmek zorundasınız.
Bu, lojistikte kabus demek. Bugün konteyner taşımacılığında hız, öngörülebilirlik ve düşük bürokrasi her şeydir. Orta Koridor, bu olumsuzlukların hemen hepsini barındırıyor.
Kalkınma Yolu projesi ise açık söyleyeyim çok zor. Irak’tan geçen mega lojistik proje:
- güvenlik riski,
- finansman sorunu,
- siyasi istikrarsızlık,
- yıllar sürecek inşaatlar.
gibi problemleri barındırıyor ve tüm bunlar kısa vadede çözülecek gibi de durmuyor. Benim gördüğüm asıl önemli nokta: Jeopolitik dizilimin yeniden yapılanması durumu.
Çünkü, artık dünyada şu oluyor:
- Deniz yolları güven kaybediyor.
- Kara koridorları geri dönüyor.
- “Supply chain security” artık maliyetten daha önemli.
Bu Türkiye için tarihi fırsat.
Çünkü coğrafya değişmedi, ama coğrafyanın değeri arttı.
OLASI SENARYOLAR
Önümüzde gerçekçi 3 senaryo duruyor.
Kısa vadede (3-5 yıl)
- Alican sınır kapısı açılabilir.
- Ermenistan ile sınırlı geçiş başlayabilir.
- Orta Koridor büyür ama muhtemelen patlama da yapmaz.
Orta vadede (5-10 yıl)
- Eğer Hazar geçişi çözülürse,
- demiryolları standardize edilirse,
- gümrük dijitalleşirse,
Orta Koridor ciddi rakip olabilir.
Sonuç:
Türkiye tüm bu gelişmelerin ardından “para kazanan transit ülke” mi olacak? Yoksa kuralları koyan lojistik merkez mi? İşte bütün mesele bu. Türkiye artık sadece köprü olmak istemiyor… köprünün sahibi olmak istiyor.
Saygılarımla.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.