Sizce gemiler çevreyi daha mı çok kirletmeye başladı?

Sizce gemiler çevreyi daha mı çok kirletmeye başladı?

Son birkaç yıldır dikkatinizi çekmiştir, deniz kirliliğine yol açan gemilerin cezalandırılma oranları özellikle bazı bölgelerde oldukça arttı. Bunları...

Son birkaç yıldır dikkatinizi çekmiştir, deniz kirliliğine yol açan gemilerin cezalandırılma oranları özellikle bazı bölgelerde oldukça arttı. Bunları okuyup, duydukça siz de benim gibi çok seviniyorsunuzdur. Ancak, durum gerçekten böyle mi? Verilen cezalar hakkaniyete uygun mu?

2006 yılında yayımlanan bir genelge ile limanlar ve liman başkanlığı yetkisi bulunan iskeleler, rıhtımlar ile balıkçı barınağı ve yat limanlarında denetim ve kontrol yetkisi Denizcilik Müsteşarlığı’na verilmişti. Fakat İstanbul, Kocaeli, Antalya ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlıkları’nın yetki sınırları içinde kalan yerlerde kontrol ve denetim, belediye başkanlıkları tarafından kullanılacaktı. İşte, sorunun çıkış noktası da bu kararda yatıyor.

Denizcilik Müsteşarlığı, politik atamalardan uzak, işinin ehli kişilerce yönetilen bir birim konumunda. Ama, denetleme yetkisinin belediyelere bırakıldığı yerlerde acaba durum böyle mi?

Örneğin, büyük bir bölümünü kirliliğe teslim ettiğimiz Marmara’da bulaşık suyundan dolayı ağır para cezaları kesilebiliyor. Akan borudan ve bir de döküldüğü yerden numune alınıyor, ama 10 metre öteden alınmıyor. Alınsa görülecek ki, su zaten birçok mikrobu barındıracak kadar yoğun kirlilik içinde. Onu geçin, ‘tamam gel bak suyun çıktığı devreyi yukarda tespit et’ deseniz, ‘gemiye çıkmamız yasak’ yanıtı alırsınız. Çünkü, amirlerin ‘kesinlikle gemiye çıkmayın’ talimatları vardır. Gerekçeleri de, eğer gemiye çıkılırsa, rüşvet mekanizmasının devreye gireceği korkusudur.

Ya da havanın olduğu bir günde, özellikle Tuzla’da yağ veya yakıt atıklarının demirde bekleyen gemilere yönelmesi çok doğal. Ani bir baskınla bir anda geminizi ziyaret eden davetsiz misafirin faturasını çok ağır bir şekilde ödeyebilirsiniz.

Durum böyle olunca da özellikle yabancı gemiler bu tip absürd hallerden gelebilecek muhtemel cezalardan kendilerini navluna yaptıkları küçük zamlarla korur hale geldiler. Tabi, burada da yine olan son tüketiciye oluyor.

EHİL OLMAYAN YALNIZCA DENETÇİLER Mİ?

İşin ehli olmayan denetleme memurları var da, denizi kirletip, doğal dengeyi katlettiğinin farkında olmayan denizcilerimiz yok mu? Tabii ki var. Örneğin, bir armatörümüz bana geçtiğimiz günlerde bir arkadaşına kesilen cezanın haksızlığını anlatmak için “Ya, double bottom suyuna ceza yazdılar. Nerede görülmüş böyle ceza” dedi. Önce double bottom’u bilmeyen okurlarımız için tarif edelim: Gemilerin dip tarafında balast tankları vardır. Özellikle sıvı yük taşıyan gemilerde yükün dengesiz dağılımı sonucu gemi stabilitesinin bozulmaması için çift cidar gemilerde bordadaki cidarlar arası ve double bottom içine, tek cidarlı gemilerdeyse sadece double bottom'a deniz suyu basılır. Ancak, sevgili armatörümüzün masum deniz suyu diye düşündüğü su özünde basit bir olgu gibi gözükse de, tüm deniz trafiği ele alındığında ekolojik denge üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir. Bunun sebebi dünyanın bir yerinden çekilen deniz suyunun içeriğindeki bakteri ve diğer mikroorganizmalarla beraber taşınıp varış lokasyonunda denize tekrar basılmasıyla canlı popülasyon dengesinin bozulmasıdır. Hafızanızı bir yoklamanızı rica ediyorum, zehirli deniz anaları ve doğal yaşamı yok eden yosunlar denizlerimize nasıl geldi sanıyorsunuz…

Sözün özü, yapılması gereken, özellikle Denizcilik Müsteşarlığı’nın denetim ve kontrolünde olmayan bölgelerdeki memurlara bu konuda daha ciddi eğitimler verilmesidir. Denizi kirletenin tabi ki gözünün yaşına bakmayın; ama acemilikler nedeniyle de kimsenin canı yanmasın. Çünkü, verilen cezalar gerçekten acıtıyor.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.