Dr. Kerem Şahinboy

Dr. Kerem Şahinboy

1 Milyar Dolar Cirolu Kaç Lojistik Şirketimiz Var?

Turgut Özal sonrasında ülkemizin ekonomisi hızlı bir değişime girdi. Özal, içine kapalı bir ekonomik sistemi dışa açık hale getirmek için çaba sarfetti. Turgut Bey, ülke iktisadi yapısında bir 'açılım' sağlasa da benzer gelişimi eğitsel ve kültürel anlamda başaramadı. Bu, belli ki hem önceliği değildi hem de dikkatinden kaçmıştı. O zamandan bu zamana, yazık ki bir ortadirek sınıfı inşaa etmeyi başaramadık. Halbuki, genç cumhuriyetimiz bu konuyu çözülmesi gereken temel problemlerden biri olarak sınıflandırmış ve Yüce Atatürk, halkın eğitsel, kültürel ve bilişsel hazinelerini artırmaya dönük politikaları hızla uygulamaya koymuştu.

Adı üstünde, çadırın ana taşıyıcısı ortadirektir. Toplumun geri kalan kesimleri bu sosyal sınıfın çevresinde konuşlanır. Ortadirek sınıfı sadece ekonomik bir kimlik değildir. Bu sınıf okumuşluk seviyesini, entelektüeliteyi, kültür, sanat üreten ve talep eden kesimi de ifade etmekte kullanılır. Buna siz burjuva (bourgeoise) dersiniz ben ortadirek derim, ikisi de aynı şeyi ifade eder. Kentli, okumuş, bir liyakat ve farkındalık sahibi, soran, sorgulayan, çatal bıçak kullanılmasını ve medeniyetin gereği çağdaş görgü kurallarını bilen kişilerin oluşturduğu ekonomik ve sosyal sınıf ortadirek sınıfıdır. Çağdaş toplumların lokomotifi bu kesimdir zira ticaretten bürokrasiye, hukuktan, sanattan bilime kadar ülkenin ilerlemesi için elzem tüm dallarda bayrağı çoğunlukla ortadirek mensupları taşır. O ülkedeki varlıklı kesim ortadirekten evrilerek oluştuysa ellerindeki zenginliği kullanma biçimleri aristokrasiden veya oligarşiden gelenlerden farklı ve verimli olacaktır. Aranılan ve temenni edilen de budur.

Bu girişin bizim mesleğimizle ve endüstrimizle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Hemen ifade edeyim. Ülkemizde son yirmi yıl Özal'ın kurguladığı sistemin devamı niteliğinde icra edildi. Ortadirek sınıfını, ormanlarımızı, akarsularımızı yok ettiğimiz gibi hızla yok ettik. Kutuplaşmış ve birbirine yabancılaşmış bir toplum olduk. Bir tarafta yaşam mücadelesi veren, dar gelirli, önceliği temel ihtiyaçlarını karşılamak olan yoksul sınıf ve diğer tarafta oligarşik düzenden kendine varlık devşirmiş, kendince birkaç köşeyi zaptetmiş kültür ve adap fukarası tepeden inmeci varsıl sınıfı. Aksini tenzih ederim. Ortası boş, arada kimse kalmamış...

Ortadirek sınıfının, hayat şartlarının doğası gereği hem kendi yaşamlarını hem de mensubu oldukları milletin standartlarını yükseltme eğilimi vardır. Akademiden girişimciliğe, sanatkarlıktan zanaatkarlığa, iş bilgisi yüksek alanlarda geçişleri genelde bu kesimde sıkça görürüz. Okur, mühendis olur, bir süre beyaz yakalı olarak deneyim kazanır ve müteşebbisliğe evrilebilirler. Ortadirek, hakkı verilen başarıların, azmin, medeniyetin, çağdaşlığın, empatinin, humanizmin harman olduğu sosyal sınıfın adıdır.

Gelişmiş ülkelerdeki kalkınma motorunun sadece ekonomik değer yaratmadığı, kazancın felsefe, sanat, bilim, inovasyon gibi disiplinlere de bolca aktarıldığını görürüz. Eğer kalkınmanın marşandizi toplumun çoğunluğunu oluşturan ortadirek kesimi değilse, bu dağılım görülmez. Zengin daha çok zenginleşir, yoksul sınıfın da hedefinde ortadirek yaşantısını pas geçip direkt olarak parayı bulmak ve karnını doyurmak vardır; çünkü hem karnı açtır hem de kazanımlarının sürdürülebilir olması için çağdaş ve entelektüel bir çevrenin mensubu olması gerektiğini bilmez. Fakir Baykurt'un "Eşekli Kütüphaneci" eserinde bu konudan bahsedilir. Kütüphaneci bir köye gider, kütüphane açmak ister, köylüler de "Bize kütüphane ne gerek, buraya elektrik, yol, su lazım." derler. Kütüphaneci yanıtlar; "Sizin önce kütüphaneniz olsun, ondan sonra zaten elektrik, su ve yolunuzu edinmeyi bileceksiniz."

Geriye dönüp baktığımızda, günümüzün lider lojistik firmalarının Özal dönemi veya sonrası kök salıp geliştiklerini görürüz. Ekol, Borusan, Omsan, Mars, Netlog, Gökbora, Horoz gibi şirketlerin ortaya çıkışı bu döneme rastlar. Neredeyse tümü 'kamyonculuktan' gelme firmalardır. O zamanın vizyonuna göre, ufuklara bakmak yerine kısa vadeli hareket edilmiş ancak yine de çarklar döndürülmüştür. Yukarıdaki firmalar günümüzde de ülkemizin iş hacmi ve ciro anlamında lider kuruluşları olarak yer almaktadırlar. Ekol 700 milyon Avro, Mars 500 milyon Avro, Netlog ve diğerleri de benzer rakamlarla cirolar elde ediyorlar. Ne yazık ki tümünü toplasak yabancı lojistik firmaları listemizin en diplerinde bulunan 5 milyar Usd ciro yapan bir Fransız Gefco (Ceva tarafından geçtiğimiz günlerde satın alındı) edemiyorlar.

Ölçek ekonomisinden dem vuranlar çıkacaktır. Avrupa gibi büyük ölçekli bir ekonomide ortaya çıkan cirosal büyüklüklerin farklı olacağını söyleyenler de var. Bu konuda size DSV'yi örnek göstermek istiyorum. Danimarka gibi, İstanbul'un yarısı kadar nüfusa sahip bir ülkeden çıkan kocaman bir lojistik devi...DSV, geçen yılki cirosu 40 milyar dolara dayanmış, hatta geçmiş, on binlerce çalışanı ve dünyaya yayılmış yüzlerce şubesiyle başarılı bir değer zinciri şirketidir. DSV, Ekol'den 10 sene önce kuruldu, aralarında çok yaş farkı da yok. Peki, Ekol'ün 57 katı büyüklüğe erişmesinin ardında yatan kaynak ve 'know-how' nedir?

Kuehne & Nagel, Schenker, CH. Robinson, Helmann, Rhenus gibi onlarca milyar Dolar/Avro ciro yapan örneklerini ortaya koyduğumuzda hiç kimse kendine "Bizden neden benzer firmalar çıkmamış veya çıkmıyor?" diye sormayacak mı? Daha DHL, TNT, UPS, FedEx gibi posta-kurye-lojistik firmalarını hesaba katmıyoruz bile. Onları da katsak tablo bizim adımıza biraz daha "bulutlanacaktır".

Yurtdışı merkezli küresel tedarik zinciri devleriyle sadece yerel pazarda değil, her noktada rekabet edecek, küresel anlamda kendi ağını, depolarını, yazılım ve donanım altyapısını kurup işletebilecek, daha agresif ve korkusuz kurumları alkışlayacağımız günleri iple çekiyoruz. Büyük balığın, yerel pazarlarda küçük balıkları yemesine kazanım olarak bakmayan, elindeki iş bilgisini yeryüzünün tüm kârlı noktalarına yayma gayreti içindeki girişimcilerimizi yakından takip ediyoruz. Master-Planlarında on yıllar sonrasına projeksiyon yaparak hareket eden, idealleri içinde bir Türk lojistik markasını dünya markası haline getirme heyecanı duyan vatandaşlarımızla nasıl da gurur duyarız diye içimiz kıpır kıpır.

Bu hedefleri gerçek kılmak emin olunuz göründüğü kadar zor değil. Lojistik firmalarımızın hızla 'veri' şirketlerine evrilmeleri gerekiyor, zira artık sahip olunan veriyi işleyerek edinilecek kazanımlar iş makinelerinden edinilen kazançla yarışır hale geldi. Okumuş, iyi eğitim almış insanlarımızın ülkeden umudunu yitirip yurtdışına göçmelerinin önünü de yukarıda ifade ettiğimiz heyecanlar yavaşlatacaktır. Herkese onurlu bir yaşam, çağdaş idealler, liyakate göre rütbe şartları sunulan bir ekonomide şirketler de 'hımbıllıktan' sıyrılacak ve çevikleşeceklerdir. Bu tip düşüncelerin kuluçka makinesi ortadirektir.

Tedarik Zincirleri "Değer Zincirleri" haline dönüşürken, ülkemiz lojistik endüstrisi üyeleri kamyonculuktan sıyrılıp, "motorize kölelik" hamaliyesini rafa kaldırıp, katma değerli çözüm üreten, patentli ürünlere sahip, geniş bir coğrafyada rakipleriyle birçok noktada boy ölçüşen, veri değerleme ve anlamlandırma kabiliyetine haiz yaratıcı kurumlar olup olmayacaklarına karar vermek durumundadırlar. Bağını bahçesini satıp kamyon satın alıp nakliyeciliğe başlayanların dönemi eskilerde kaldı. O güruhla ancak bir Alman firmasının taşeronluğunu yaparsınız. Sizce de oyun kurucular arasında yer alma zamanımız gelmedi mi?

Özetleyecek olursak, ihracatımızın %70'ini yöneten tekstil sektöründe de benzer durumu gördüğümüz üzere, değer zinciri endüstrimizde henüz küresel bir marka yaratabilmiş değiliz ve şimdilik milyar dolar ciroyu aşan tek bir lojistik, taşımacılık firmamız dahi yok. Ofis ve depo ağı olarak çevre ülkelerin dışına çıkıp, operasyonlarını ve yatırımlarını örneğin Güney Amerika, Japonya, Hindistan gibi coğrafyalara yayan şirketlerimiz de bulunmuyor veya çok az. İşin konteyner taşımacılığı kısmına değinmiyoruz bile. Tekrar tekrar kendimize soralım: Biz nerede yanlış yapıyoruz?

Bitirirken ifade etmemiz gerekir; yukarıda yapılan olumlu eleştirinin amacı, kurumlarımızın dünya markası olma yolunda cesurca ivme kazanmalarını ve bu yolda ihtiyaç duyulan vizyon sahibi, yüksek kalitede eğitim görmüş, birden fazla dili akıcı olarak konuşabilen, çalışkan, geri kalan ihtiyaç duyduğu her türlü gücü damarlarındaki asil kanda bulacak insanlar arasından seçerek ilerlemelerini temenni etmemizdir. Eğitimi yozlaşmış, liyakat yerine adam kayırmacılığın egemen olduğu, gençlerimizin zihinlerini doğru bilgi yerine hurafelerle doldurduğumuz, çağdaş yaşamın, sanatın ve felsefenin 'monşer'lik olarak değerlendirildiği bir sosyal çevreden parlak sonuçlar bekleyemezsiniz. 2023 yılı herkes için zor bir yıl olacak ancak görünen o ki, ortadireğini bilerek ve isteyerek yok etmiş bu harika ülke için çok daha zor olacak.

Bu yazı toplam 664 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.