Türk Karayolu Taşımacılığında Rekabet Gücü

Türkiye karayolu taşımacılığı ve lojistik sektörü, son birkaç yıldır yaşanan ekonomik gelişmelerin etkisiyle ciddi bir maliyet ve rekabet baskısı altında faaliyet göstermektedir. Artan işletme giderleri, araç ve finansman maliyetleri, akaryakıt fiyatları ve uluslararası operasyonların getirdiği ilave yükler sektörün rekabet gücünü giderek zorlamaktadır.

Tüm bu koşulların yanında, ülkemize giriş yapan yabancı plakalı ticari araçların sayısındaki artış da sektör açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir başka gelişmedir. Türk taşımacısının uluslararası pazardaki payının korunması ve rekabet gücünün artırılması için bu konuda kapsamlı bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği açıktır.

Ancak çözümün yabancı taşımacıların Türkiye’ye girişlerini kısıtlamak, ülkelere verilen geçiş belgelerini azaltmak veya benzeri korumacı tedbirler almak olmadığı kanaatindeyim.

Geçmişten Ders Çıkarmak Gerekiyor

Geçmişte yaşadığımız örnekler, taşımacılık sektöründe tek taraflı kısıtlamaların zaman zaman bir bumerang etkisi yaratarak Türk taşımacısına daha büyük bir maliyet olarak geri dönebildiğini göstermiştir.

Hatırlanacağı üzere, Bulgaristan ile transit geçişlerin belgesiz, yani libere olarak gerçekleştirildiği dönemde Bulgar taşımacılarının ilave belge taleplerinin engellenmesinin ardından Bulgaristan mevcut uygulamayı değiştirmiş ve transit geçişlerde geçiş belgesi zorunluluğu getirmişti. Bu gelişme Türk uluslararası taşımacılık sektörü açısından oldukça zor bir dönemin yaşanmasına neden olmuştu. Benzer sorunlar geçmişte Yunanistan ile de yaşandı.

Dolayısıyla yabancı taşımacıyla mücadelede temel yaklaşım, onların faaliyetlerini zorlaştırmak yerine Türk taşımacısının yabancı rakipleriyle eşit veya daha avantajlı maliyet koşullarında rekabet edebilmesini sağlamak olmalıdır.

Bunun yolu ise sektörün yapısına uygun teşvik ve destek mekanizmalarının oluşturulmasından geçmektedir.

Taşımacılık Sektörünü Bir “Bacasız Fabrika” Olarak Görmek

Uluslararası karayolu taşımacılığının önemli maliyet kalemlerinden biri Motorlu Taşıtlar Vergisi’dir (MTV). Uluslararası taşımacılık faaliyetinin gerektirdiği araç filosu düşünüldüğünde, firmaların her yıl karşı karşıya kaldığı MTV yükü önemli seviyelere ulaşmaktadır.

Burada taşımacılık sektörüne farklı bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Ülkemizde bir sanayici yeni bir yatırım gerçekleştirdiğinde, üretimde kullanacağı makine ve ekipmanlara yönelik çeşitli yatırım teşviklerinden yararlanabilmektedir. Oysa taşımacılık sektörü de aslında bir anlamda bacasız bir fabrikadır. Bu sektörün üretim araçları ise çekiciler, kamyonlar ve diğer ağır ticari araçlardır.

Üstelik uluslararası taşımacılık sektörü yalnızca ülke içinde ekonomik değer yaratan bir sektör değildir; aynı zamanda Türkiye açısından önemli bir hizmet ihracatı gerçekleştirmektedir.

Bu nedenle uluslararası taşımacılık firmalarının araç yatırımlarının da yatırım teşvikleri kapsamında daha güçlü biçimde değerlendirilmesi; filo yenilemelerinin desteklenmesi, araç yatırımlarına finansman avantajları sağlanması ve ağır MTV yükünü azaltacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi sektörün maliyet yapısında gözle görülür bir iyileşme sağlayabilir.

ÖTV’siz Akaryakıtta Daha Dengeli Bir Model Mümkün mü?

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise akaryakıt maliyetleridir.

Bugün ihracatımızı desteklemek amacıyla bazı sınır kapılarımızda ÖTV’siz akaryakıt imkânı bulunmaktadır. Ancak mevcut sistem, uygulamada taşımacının Türkiye içerisindeki operasyon maliyetini bütünüyle azaltan bir yapı sunmamaktadır.

Örneğin İstanbul’dan yükleme yaparak Almanya’ya giden bir araç ile Gaziantep’ten yükleme yaparak yine Almanya’ya giden bir aracın Türkiye içerisindeki yakıt maliyetleri doğal olarak birbirinden oldukça farklıdır. Güneydoğu Anadolu’dan yükleme yapan bir taşımacı, Batı sınır kapısına ulaşıncaya kadar önemli miktarda akaryakıt tüketmekte ve bu bölümde herhangi bir ÖTV avantajından yararlanamamaktadır.

Bu durum yalnızca yabancı taşımacılarla rekabet açısından değil, Türk taşımacılık firmalarının kendi aralarındaki maliyet dengesi açısından da değerlendirilmelidir.

Bu nedenle, uluslararası taşımacılık ve lojistik hizmeti veren yetkilendirilmiş firmaların Türkiye’nin belirli noktalarında veya ülke genelinde kontrollü bir sistem üzerinden ÖTV’siz ya da indirimli akaryakıt temin edebilmesini sağlayacak yeni bir model üzerinde çalışılması önemli bir rekabet avantajı yaratabilir.

Elbette böyle bir sistemin suistimale açık olmaması için araç, plaka, taşıma belgesi ve uluslararası sefer bilgilerinin elektronik ortamda eşleştirildiği, yalnızca fiilen uluslararası taşıma gerçekleştiren araçların yararlanabileceği denetlenebilir bir mekanizma kurulması gerekir.

En Kritik Sorun: Sürücü Vizeleri

MTV, akaryakıt ve yatırım teşvikleri sektörün rekabet gücünü artırabilecek önemli düzenlemelerdir. Ancak bugün uluslararası karayolu taşımacılığının önündeki belki de en kritik sorun sürücü vizeleridir.

Türk taşımacısına ne kadar maliyet avantajı sağlanırsa sağlansın, araçlarımız sürücü vizesi sorunu nedeniyle Türkiye’den çıkamıyorsa alınacak ekonomik tedbirlerin etkisi de sınırlı kalacaktır.

Bu konunun Avrupa Birliği nezdinde çok daha güçlü ve veriye dayalı bir şekilde ele alınması gerektiğine inanıyorum.

Burada cevaplanması gereken önemli bir soru bulunmaktadır:

Avrupa Birliği ülkelerine düzensiz şekilde yerleşen veya vize süresini ihlal eden kişiler içerisinde uluslararası TIR sürücülerinin oranı nedir?

Böyle bir istatistik mevcutsa kamuoyu ve sektörle paylaşılması son derece faydalı olacaktır.

Çünkü uluslararası taşımacılık yapan profesyonel sürücülerimizin büyük çoğunluğu Avrupa’ya yerleşmek amacıyla değil, görevlerini yerine getirmek amacıyla giriş yapmakta; teslimatlarını tamamladıktan sonra araçlarıyla birlikte Türkiye’ye dönmektedir. Ailesi, işi ve yaşam düzeni Türkiye’de olan profesyonel sürücülerin vize süreçlerinin genel seyahat amaçlı başvurularla aynı çerçevede değerlendirilmesi, uluslararası ticaretin işleyişi açısından da yeniden ele alınması gereken bir konudur.

Bu nedenle profesyonel TIR sürücülerine yönelik daha hızlı, uzun süreli ve çok girişli özel bir vize mekanizmasının Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gündeme alınması artık sektör açısından önemli bir ihtiyaçtır.

Rekabeti Engelleyerek Değil, Rekabet Gücü Yaratarak Kazanabiliriz

Türk karayolu taşımacılığı ve lojistik sektörü, ülkemizin dış ticaretinin sürdürülebilirliği açısından stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle sektörün yabancı taşımacılar karşısındaki pazar payını korumanın yolu sınırları kapatmak veya karşılıklı kısıtlamaları artırmak olmamalıdır.

Asıl hedef, Türk taşımacısının maliyetlerini azaltmak, yatırım gücünü artırmak ve uluslararası operasyonlarını kolaylaştırmak olmalıdır.

Araç yatırımlarının teşvik edilmesi, MTV yükünün hafifletilmesi, uluslararası taşımacılara yönelik kontrollü ÖTV’siz veya indirimli akaryakıt modellerinin geliştirilmesi ve hepsinden önemlisi profesyonel sürücülerin vize sorununa kalıcı bir çözüm bulunması, sektörün rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacaktır.

Aksi takdirde Türk taşımacısının maliyetleri yükselmeye ve Avrupa’ya erişimi zorlaşmaya devam ederken, Türkiye bağlantılı uluslararası taşımalardaki pazar payının giderek yabancı taşımacılara kayması kaçınılmaz bir risk olarak karşımızda duracaktır.

Türk taşımacısının ihtiyacı rakiplerinin önüne engel konulması değil, rakipleriyle rekabet edebileceği şartların oluşturulmasıdır.

Sektörümüzün sorunlarının doğru şekilde analiz edildiği, kamu ve özel sektörün birlikte hareket ettiği ve uluslararası karayolu taşımacılığımızın rekabet gücünü artıracak kalıcı çözümlerin en kısa zamanda hayata geçirildiği bir dönem dileğiyle…

Bu yazı toplam 269 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.