Avrupa Birliği liderleri, Brüksel'de yaptıkları toplantıda, iklim değişikliğiyle mücadele çerçevesinde, karbon emisyonlarını, 2020 yılına kadar 1990 yılındaki seviyenin yüzde 20 altına çekme konusunda anlaşırken, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir yakıtların kullanılması konusunda bağlayıcı bir hedef belirleme konusunda kararsız kaldılar. Avrupa Birliği liderler zirvesinde öne çıkan başlıca konu alternatif yakıtların, geleneksel yakıtları ne ölçüde ikame edebileceği sorusu olurken, bu konudaki etkili cevaplardan biri de İngiliz gemi inşa sanayiinden geldi.
Merkezleri İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan BlueBird Boats ve Solarlab firmalarınca ortaklaşa geliştirilen, güneş enerjisi ile çalışarak yolcu taşımasında deneme seferleri yapan teknenin oldukça başarılı bir performans sergilediği bildirildi. İngiltere’den yayın yapan “SolarTechnology” adlı internet sitesinin haberine göre tekne sayısının arttırılması gündemde... Tamamıyla güneş enerjisi ile tahrik edilen ve sıfır emisyonlu bu teknenin 250 yolcu taşıma kapasitesiyle tasarlanan modelinin ulaşım sorununa yeşil bir çözüm olacağını belirten site, tasarımcıları tarafından “Solar Shuttle” (Güneş Mekiği) adı verilen tekneye halk arasında “Sun Jitney” (Güneş Dolmuşu) isminin yakıştırıldığını okuyucularına aktardı. Site ayrıca tekneyle ilgili şu bilgilere yer verdi:
“Güneş dolmuşu adlı yolcu gemisi enerjisini güneşten sağlıyor, çevreyi kirletmiyor. İleri teknolojiye sahip tekne kısa süre önce yolcularını taşımaya başladı. Gemiye geleceğin taşıma aracı olarak bakılıyor. Güneş enerjisiyle çalışan ve alanında bir ilk olan geminin inşası 10 yıl sürmüş. Gemideki 27 güneş paneli topladığı enerjiyi elektriğe dönüştürüyor. Teknoloji harikası gemi Londra’da Hyde Park’taki göle indirildi. Geminin çevreyi kirletmeyen motorları doğal hayata zarar vermiyor. Güneş panelleri her türlü gün ışığında çalışabiliyor. Bulutlu havalarda bile ihtiyacından fazla enerji üretebiliyor. Gemi depoladığı enerjiyi geceleri kullanabiliyor.
Geminin kullanmadığı enerji ise başka amaçlarda değerlendirilebiliyor. 450 bin Dolar’a mal olan geminin yatırımcılarından Peter Scott, bunun uzun vadeli bir yatırım olduğuna inanıyor. Scott şöyle konuşuyor: ”Normal dizel araçlardan yüzde 20–35 oranında daha güçlü. Çevreyi kirletmiyor. İnşa masraflarını bir kenara bırakırsanız, genel harcamaların en büyük kalemi kaptan olarak benim ve mürettebatın alacağı para. Bunun dışında çok ekonomik.”
Tasarımcılar daha büyük bir model ve güneş enerjisiyle çalışan tren projeleri üzerinde de çalışıyor. Birçokları güneş enerjisinin sınırsız fırsatlar sunduğunu ve küresel bazda etkileri olacağına inanıyor. Yolcular da gördüklerinden etkilenmişe benziyor. Bu tip teknelerin yaygınlaşması özellikle karbondioksit salınımı nedeniyle atmosferdeki sera etkisinin gezegenimiz için giderek daha fazla önem kazandığı şu günlerde, üzerinde önemle durulan bir konu halini almış durumda. 2008 yılında faaliyete geçmesi planlanan ve hali hazırda kullanılan tekneden daha fazla yolcu taşıma kapasitesine sahip olacak Güneş Dolmuşu, kullanılacağı bir yılda atmosfere salınan yaklaşık 8200 kilogram karbondioksidin önüne geçmiş olacak.
Peter Scott’a göre her yıl Hyde Park’tan tekne yoluyla geçiş yapan milyonlarca insanın güneş enerjisi sistemleriyle tanışması, kendi yaşam alanlarında da bu teknolojiye yakınlık duymalarını sağlayabilir. Özellikle görüntüsü itibariyle çocukların ve gençlerin ilgi odağı haline gelen teknenin prototip halden çıkarak, yaygın kullanıma açılması Scott açısından büyük önem taşıyor. Deniz ulaşımında ve gezinti teknelerinde hızdan çok konforlu bir seyahatin elzem görüldüğünü savunan Peter Scott’a göre, bu alanlardaki en büyük çevre dostu alternatif güneş enerjisi.
Şu anda kullanımdaki modelin 37 yolcu taşıma kapasiteli ve karanlıkta dahi 20 mil yol alma yeteneğine sahip olduğunu hatırlatan Scott, “Güneş enerjisinin ne kadar verimli bir enerji türü olduğunun keşfi ile yaşadığımız dünyada atılan yeşil adımların sayısı da artacak.” diyor.”
Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde yapılan Avrupa Birliği liderler zirvesinde, üye ülkelerin 2020 yılına kadar enerji ihtiyaçlarının yüzde 20'sini su, güneş ve rüzgâr enerjisinden karşılar hale gelmesini öngörülmüş fakat bu konuda bağlayıcı bir takvim oluşturulması konusunda kararsız kalınmıştı. Dönem başkanı Almanya, bu hedefe ulaşmak için sadece bir niyet beyanında bulunulmasını yeterli görmezken, Fransa ve çoğunluğunu Doğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu diğer 10 üye, ulusal enerji politikalarını değiştirmeye zorlayacağı gerekçesiyle bu konuya mesafeli yaklaşmıştı.
Brüksel kaynaklarına göre, uzlaşma yolu olarak enerji ihtiyacının yüzde 20'sini yenilenebilir kaynaklardan karşılama, ülkelere yönelik bir zorunluluk olmaktan çıkarılıp, Avrupa Birliği'nin tamamında ulaşılması gereken bir ortalama haline getirilebilir. Ancak her halükarda İngiltere örneğindeki çalışmaların yaygınlaştırılması ve bu çalışmaların milli enerji stratejilerine adapte edilmesi elzem görünüyor.
Cem TOP – PERŞEMBE ROTASI