Yenilenebilir enerji yatırımları, düşük karbonlu sanayi tesisleri ve yeni nesil altyapı projeleri sürdürülebilirlik politikalarının etkisiyle tüm dünyada hız kazanırken, bu çalışmaların sahada hayata geçirilmesini sağlayan yük mühendisliği hizmetleri de büyük dönüşüme uyum sağlıyor. Rüzgar türbinlerinden güneş enerjisi santrallerine, enerji depolama sistemlerinden yakın gelecekte ülkemizde yatırım ajandasında yer alan offshore projelere kadar pek çok mega yatırımın arkasındaki yük mühendisliği hizmetleri, ağır, yüksek, uzun ve geniş yüklerin güvenli biçimde kaldırılması ve montajını üstleniyor.
Yük mühendisliğinin sürdürülebilirlik perspektifinden dikkat çeken bir rol oynadığını belirten Yük Mühendisliği Birliği (YMB) Başkanı Ahmet Altunkum, “Sürdürülebilirliğin doğal bir sonucu olan enerji dönüşümünü sadece üretim teknolojileri üzerinden okumak eksik kalır. Bir rüzgar türbininin ya da bir enerji depolama sisteminin sahaya ulaşması ve kurulması, başlı başına yüksek mühendislik gerektiren bir süreç. Yük mühendisliği, bu yatırımların karbon hedefleriyle uyumlu, güvenli ve zamanında hayata geçirilmesini sağlayan temel altyapıdır. Bugün rüzgâr enerjisi projelerinde kullanılan kanat uzunlukları 100 metreyi, kule ağırlıkları 1.500 tonları aşarken; offshore projelerde tek parça modüllerin ağırlığı 2-4 bin ton seviyelerine ulaşıyor. Bu ölçekteki yükler klasik yöntemlere nazaran detaylı mühendislik hesapları, dijital simülasyonlar ve özel ekipmanlar kullanılarak taşınıyor” dedi.
Rüzgâr enerjisi yatırımlarının dünyadaki genel eğilime paralel olarak, yakın gelecekte Türkiye’de de giderek denizüstü (offshore) sahalara yönelmesinin öngörüldüğünü ifade eden Yük Mühendisliği Birliği (YMB) Başkanı Ahmet Altunkum, “Offshore rüzgâr projeleri, yük mühendisliği açısından çok daha karmaşık süreçler içeriyor. Bu projelerde binlerce ton ağırlığındaki temeller, kuleler ve türbin bileşenleri deniz koşullarında taşınıyor ve monte ediliyor. Yapılan her mühendislik hatası, ilave maliyetlerin yanı sıra ciddi çevresel riskleri de beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle yük mühendisliği, offshore yatırımlarda sürdürülebilirliğin en kritik güvenlik katmanlarından biri olacak. Türk yük mühendisliği firmalarının ise önümüzdeki dönemde, bu alanda küresel ölçekte rekabete girerek, yurt içi ve yurt dışında hayata geçirilecek projeler kapsamında büyük ölçekli offshore çalışmalarda görev alması ve uluslararası çevresel ile operasyonel standartlara uygun çözümler sunması öngörülüyor” dedi.
50 Milyar Dolarlık Büyüme Potansiyeli
Türkiye’de yük mühendisliği hizmetlerinin operasyonel kapasitesine ek olarak ekonomik boyutuyla da stratejik bir konumda bulunduğunu vurgulayan YMB Başkanı Ahmet Altunkum, “Türkiye’de halihazırda 15 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan sektörümüzün, önümüzdeki 10 yıl içinde enerji dönüşümü ve yenilenebilir yatırımların etkisiyle 50 milyar dolara yükselebilecek bir potansiyeli var. Ancak yük mühendisliği, büyürken çevresel ve operasyonel riskleri azaltmak zorunda olan bir sektör. Bizim için sürdürülebilirlik; daha fazla iş yapmak değil, her projeyi daha az kaynakla, daha yüksek güvenlikle ve daha düşük çevresel etkiyle tamamlamak anlamına geliyor” dedi.
Yük mühendisliği hizmetleri sektörünün sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve enerji dönüşümündeki geldiği nokta, 7–9 Nisan 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek LES-EXPO 2026 Avrupa-Asya-Afrika Yük Mühendisliği Hizmetleri Fuarı’nda gözler önüne serilecek. Dünyada yük mühendisliği hizmetlerine adanmış ilk ihtisas fuarı olan LES-EXPO 2026’nın; üç kıtadan 200’ü aşkın katılımcı firma ve 10 bini aşkın sektör profesyonelini bir araya getirirken 10 milyon Euro’luk ekonomik etki yaratması bekleniyor.
LOJİPORT