Mavi semalardaki Durmuş Döven
İlk uçağını 2006'da alan, geçen yıl da uçağını yenileyen Döven, 'Ben aslında yüksekten korkarım. Ama uçmak biraz da meydan okuma benim için' diyor....
İlk uçağını 2006'da alan, geçen yıl da uçağını yenileyen Döven, 'Ben aslında yüksekten korkarım. Ama uçmak biraz da meydan okuma benim için' diyor.
Halka açılan ilk lojistik şirketi Reysaş, 1500 araçlık filosuyla pazarın en kuvvetli isimlerinden biri. Kapıdan kapıya hizmet verebilmek için lojistiğin her alanına yatırım yapan şirket, deniz ve tren yolunu da etkin olarak kullanabilen az sayıda şirketten biri. 300 bin metrekare kapalı deposu olan şirketin 400 tren vagonu bulunuyor. 60 deposu olan Reysaş'ın toplamda ise 1.5 milyon metrekare açık alanı var. Bunun 260 bin metrekaresi ise otomobil stoklama alanı olarak kullanılıyor. Şirketin 2009 ciro hedefi ise 250 milyon TL.
Bu sene 19'uncu yılını kutlayan Reysaş'ın kurucusu Durmuş Döven, 1980'den bu yana iş hayatının içinde. Önce Hacettepe Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni, ardından da Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Bölümü'nü bitiren Döven, 1990 yılında Reysaş Lojistik ve Taşımacılık şirketini kurdu. Kamuoyunda daha çok lojistik işiyle tanınan Döven aslında birbirinden farklı birçok sektörde faaliyet gösteriyor. Araç muayene istasyonu işletmeciliğinden su şişelemeye kadar birçok farklı sektörde şirketleri var. Örneğin Barnie's kahve zinciri de bu şirketlerden biri.
Durmuş Döven ile geçen hafta Sabiha Gökçen Havaalanı'nda bir araya geldim. Beni arayıp "Haftaya buluşalım" dediğinde ne yalan söyleyeyim, uçacağımız pek aklıma gelmemişti. Fakat "İstanbul'u havadan görmek çok güzel oluyor. Bir restoranda buluşacağımıza havada sohbet etmeye ne dersin?" dediğinde düşünmeden teklifini kabul ettim.
Durmuş Döven ile Sabiha Gökçen'de sabah saat 09.30'da buluştuk. Önce pilot eğitim merkezine gidip bir süre sohbet ettik. Sabah çaylarımızı yudumlarken bir taraftan da kalkış için gerekli izinlerin alınmasını beklemeye başladık. Yaklaşık yarım saat sonra Döven'in "İzinler tamam. Hadi gidebiliriz" demesiyle birlikte iç hatlara doğru yöneldik.
Uçağın yanına geldiğimizde Döven önce uçağıyla ilgili bilgi vermeye başladı: "Bu benim ikinci uçağım. 2008 model. Cessna 206 Turbo Glass Cockpit. Çok özel bir uçaktır. Türkiye'de sadece bende var. En üstün teknolojiyle donatılmış bir uçaktır. Tek motorlu. Güvenlik çok ön planda. 6 kişilik bir uçak ve 400 litre yakıt alıyor. Menzili 2500 km. Yaklaşık altı saat havada kalabiliyor."
Aslına bakarsanız, küçük uçaklara karşı öteden beri fobim vardır. Daha önce birkaç yolculuk yapmış olmama rağmen bir türlü tek motorlulara ısındığımı söyleyemem. Döven, bu tedirginliğimi görmüş olacak ki, "Rahat ol. Dünyanın en güvenli uçaklarından biri bu. Ne korkaklar bindi bu uçağa. Şimdi beni arayıp ?Abi tekrar ne zaman bineceğiz' diye soruyorlar" diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.
Bu konuşmanın birkaç dakika sonrasında ise foto muhabiri arkadaşım Melek ile arka koltuğa oturup İstanbul'un keyfini çıkarmaya başladık. Döven, gayet ustalıkla bize keyifli bir İstanbul turu yaptırdı. İnerken, kalkarken ve havadayken kendinden oldukça emindi? Konuya tamamıyla hâkim olduğu her halinden belli oluyordu.
Uçma merakınız nasıl başladı?
Üniversiteyi bitirdikten sonra dil eğitimi için ABD'ye gitmiştim. Kaliforniya'daydım. Okul dışında kendime hobi olacak bir uğraş arıyordum. Orada tanıştığım bir Türk arkadaşımın ısrarıyla bir hafta sonu uçmaya gittim. Kendisi emekli pilottu ve plastik kanatlı ultra light uçaklarda uçuyordu. Beni davet etti. Açıkçası ilk seferden pek keyif almadım. Korktum. Fakat bir sonraki seferde daha fazla keyif aldım. Sonra yükseklik korkum olmasına rağmen uçmaya devam ettim.
Yükseklik korkunuz olmasına rağmen uçmanız da ilginç.
Size daha ilgincini söyleyeyim. Aslında hâlâ bu korkumu yenebilmiş değilim. Biraz da üstüne gitmek için bu işe baş koydum. Bir tür meydan okuma da diyebiliriz. Ben Ankaralıyım. Amerika'nın ardından bu hobimi devam ettirmeye karar verdim. Ankara'da kiraladığım T-34 uçağıyla uzun süre uçmaya devam ettim. İstanbul'a geldiğimde Bonair'e yazıldım ve eğitim almaya başladım. Orada aldığım eğitimlerle kendimi iyice geliştirdim. Yaklaşık 250 saat Bonair'da uçuş gerçekleştirdim.
İlk uçağınızı ne zaman aldınız peki?
Bir süre sonra kiralık uçakla uçmak beni kesmemeye başladı. Bu yüzden de 2006'da ilk uçağımı aldım. O günden beri de kendi uçağımla uçuyorum. İlk uçağım TC-Ded, Cessna 182 Glass Cockpit'ti. Dört kişilik bir uçaktı. Türkiye'ye ilk ben getirmiştim. Dünyada yeni çıkmış oldukça yüksek teknolojiye sahip bir uçaktır. İleri teknoloji uçaklar benim gibi asıl mesleği pilot olmayan insanlar için çok önemli. Kendimi bu şekilde çok daha güvende hissediyorum çünkü. Geçen sene bir arkadaşıma sattım ilk uçağımı. Çok daha büyük ve daha güçlü olan Cessna 206 Turbo'yu aldım.
Şu ana kadar toplam kaç saatlik uçuşunuz var?
1000 saati buldu. Uçağımı çok sık kullanıyorum. Geçen hafta Yunanistan'a gittim mesela. Yine kısa bir süre önce Bulgaristan'a gittim. Uçağımı hem yurtdışında hem yurtiçinde kullanıyorum. Uçmak hobim ama aynı zamanda iş hayatımda da en büyük yardımcım. Birçok iş seyahatlerimi kendi uçağımla gerçekleştiriyorum. Bu, bana büyük bir zaman avantajı sağlıyor. Bu seyahatlerin tümünde yöneticilerimi de genelde yanımda götürüyorum.
Uçmak sizin için ne ifade ediyor?
Uçmak şeytanla dans etmek gibidir. Her an başınıza her şeyin gelebileceğini bile bile yine de o riski alıp keyfini yaşıyorum. Havadayken çok mutlu oluyorum. İlk başlarda etrafımdaki herkes bu hobime karşı negatifti. Beni engellemeye bile çalıştılar. Arkadaşlarım ve ailem uzun süre uçağıma binmedi. Ama şimdi herkes biniyor. Ailemi, komşularımı alıp sıkça balık yemeğe Karadeniz'e gidiyoruz. Çok insan uçma korkusunu bende atlattı. Sonuçta benim de canım kıymetli. Kaybedecek çok şeyim var? Güvenli olmasa kullanır mıyım?
Şu ana kadar uçarken tehlike atlattınız mı?
Evet atlattım. Bir önceki uçağımla yaklaşık üç sene önce Sabiha Gökçen'e inerken sert bir iniş yapmıştım. O inişte pervanem ve tekerleğim kırılmıştı. Aslında buna kaza demek doğru olmaz. Arabacılık tabiriyle sürtme diyelim. Kendime çok güvendiğim için sert iniş yapmıştım. Ama akıllandım. O günden sonra belki 600-700 iniş yaptım, hiç sorun yaşamadım. Yaşadığım o olay ders oldu.
Arkadaşlarla hafta sonu Bodrum
Durmuş Döven'in bir başka tutkusu ise Bodrum. Uzun yıllardır Bodrum'da bir yazlık evi var. Bu yüzden de yaz aylarını her cuma uçağıyla Bodrum'a gidiyor. İki günlük mini bir tatilden sonra pazartesi sabahı da İstanbul'a geri dönüyor. Ailesi Bodrum'da kaldığı için gidişte de dönüşte de kendisi gibi Bodrum'da yazlığı olan arkadaşlarının kendisine eşlik ettiğini söylüyor. "İlk zamanlar arkadaşlarım tedirgindi. Hatta benimle uçmaktan korkuyorlardı. Fakat zamanla onlara da güven geldi. Şimdi beraber gidip geliyoruz" diyen Döven'in su ile pek alakası yok. "Denizi sevmem. Uçarken denizin üstündeyken hep tedirgin olurum. Belki bu yüzden olmalı bütün uçağı can yelekleriyle doldurdum" diyor.
Emrah GÜRKAN - REFERANS







Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.