Kimse sütten çıkan ak kaşık değil

Kimse sütten çıkan ak kaşık değil

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Odabaşı, gemi inşa sektörünün iş kazaları...

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Odabaşı, gemi inşa sektörünün iş kazaları açısından riski yüksek bir ağır sanayi olduğunu belirterek, ''Tersane kazalarında ilgili taraflarının hiçbiri sütten çıkmış ak kaşık değil'' dedi.

Odabaşı, Tuzla tersanelerindeki iş kazalarını, ''İstenmese de maalesef kazalar meydana gelir, bu kazaların bazıları da ölümlüdür'' diye konuştu.

Gemi sanayisindeki iş kazası istatistiklerinin, bir fikir vermesi bakımından önem taşıdığını vurgulayan Odabaşı, şunları kaydetti:

''Türkiye, gemi inşa sanayisinde çalışan sayısı ve yıllık kaza oranına bakıldığında kuzey Avrupa ülkelerine göre kötü durumda, Japonya ile aynı düzeyde, Çin, Singapur, Endonezya, Tayvan, Hindistan ve Malezya gibi Uzak Doğu ülkelerinden de bir hayli iyi durumda. Japonya'da gemi inşa sanayisinde kazalarda ölüm yılda on bin kişide 3, Türkiye'de ise 3,5. Türkiye'de her yıl ortalama on bin çalışandan 3,5'i maalesef kazalarda vefat etmektedir. Bu, tabii, övünülecek bir şey değil ama durum tespiti açısından bunu söylüyorum. Çin'de on binde 10, Malezya'da on binde 12, Kuzey Avrupa'da ise on binde 1 kişi kazalarda ölüyor. Tersane kazalarıyla ilgili olarak olayın ilgili taraflarının hiçbiri sütten çıkmış ak kaşık değil. Yani tersanelerin de alması gereken tedbirler var, diğer tarafların da...''

Tuzla'da irili ufaklı 43 tersanenin bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yücel Odabaşı, ''Tersanelerin içlerinde mükemmele yakın olanlar da var, çok ciddi düzelmeye ihtiyaç duyanlar da var'' dedi.

Odabaşı, tersanelerle ilgili önlemler paketinin belirlenip hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ederek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gemi İnşa Sanayicileri Birliği ve sendikaların iş kazalarının önlenmesi konusunda bir ön anlaşma yaptığını bildirdi.

TÜRK LOYDU'NUN ETKİNLİĞİ

Yücel Odabaşı, şunları söyledi:

''Bu anlaşma keyfi unsurlara bağlı olmamalı, uluslararası standartlar hayata geçirmelidir. Bu konudaki uluslararası standart belgesi ENISO 18001'dir. Yani iş yerinde gerekli önlemleri almış olan ve bunun altyapısını kurmuş olan tersanelerin Türk Akreditasyon Kurumunun (TÜRKAK) yetkilendirdiği kurumlardan bu belgeyi alması gerekir. Örneğin Türk Loydu bunlardan biridir. Türk Loydu, tersanelere altyapı kurmaları için gerekli bilgileri verir, iş yerlerini denetleyerek belli bir aşamaya geldiğinde belgelendirir. Sonra da periyodik ve bildirimsiz denetimler yapar. Dolayısıyla bu belgelendirme en önemli standarttır. Aksi taktirde bu iş keyfiliğe düşer.''

Konunun işçilerle ilgili yanının ''mesleki eğitim'' olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Odabaşı, tersane çalışanlarının mesleki eğitimlerinin çok yetersiz olduğunu dile getirdi.

Odabaşı, Haliç Tersanesi içinde bulunan Haliç Meslek Okulu ve Enstitüsünün 1982 yılında kapatıldığını, Tuzla'daki Pendik Anadolu Meslek Lisesinde 2004 yılında gemi inşası sınıfı açıldığını, iki yeni meslek okulunun da müfredatına gemi inşa konusunu aldığını belirterek, bu okulların daha ilk mezunlarını bile vermediğini bildirdi.

Yücel Odabaşı, ''Mesleki eğitime önem verilmesi ve yetişen elemanların doğrudan endüstriye yönlendirmesi lazım'' dedi.

''FAZLA RİSK ALAN BİR MİLLETİZ''

Mevcut işçi kadrosunun da çok iyi eğitilmesi gerektiğini anlatan Odabaşı, şunları kaydetti:

''Çünkü biz millet olarak fazlaca risk alan bir milletiz. Bizim vatandaşımız geçmemesi gereken otoyolu koşarak geçer. Bu bıçkın anlayış tersanelerimizde de yok değil. İşçiye koruyucu şapka, ayakkabı, eldiven, gözlük, emniyet kemeri verirsiniz ama adam sıcaktan sıkılmıştır, kemeri çözer ve kendini bir anda kazaya açık hale getirir. Kazadan korunma bir zihniyet değişimi gerektirir, bu da eğitim ile olur, polisiye tedbirle olmaz. Tersane kapatmakla olmaz.''

Odabaşı, Tuzla'da 33 bine yakın doğrudan çalışan kişi bulunduğunu, Gebze ve diğer yan sanayi ile birlikte yüz bine yakın kişinin bu sektörden geçimini sağladığını hatırlattı.

Bölgedeki denetimler konusuna da değinen Prof. Dr. Yücel Odabaşı, ''Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denetçileri belli aralıklarla gelir ve denetimler yapar. Son gelişler 'tersane kapa' gelişidir. Eğer o niyetle bir tersaneye gelirseniz, her durumda tersaneyi kapatacak bir neden bulursunuz. Bu işi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişinin keyfine bırakamazsınız. İş yeri güvenliği çok önemli bir konu. Bunun bir akreditasyon konusu olarak ele alınması lazım. Müfettiş ondan sonra gelir denetimini yapar'' diye konuştu.

TÜRKİYE DOK GEMİ-İŞ SENDİKASI

Türkiye Liman Dok, Gemi ve Sanayi İşçileri Sendikası (Türkiye Dok Gemi-İş) Genel Başkanı Necip Nalbantoğlu da Tuzla'da 22 iş yerinde yetkili sendika olduklarını ve toplu sözleşme yaptıkların bildirdi.

''Toplu sözleşme yaptığımız tersanelerde bir günlük bile kaçak işçilik olmaz'' diyen Nalbantoğlu, diğer iş yerleri için aynı durumun söz konusu olamayacağını söyledi.

Nalbantoğlu, Tuzla'daki 43 tersaneden 22'sinde çalışan 5 bin 619 kadrolu işçinin sendikalarına üye olduğunu belirterek, Türkiye Dok Gemi-İş Sendikası dışında yetkili bir sendikanın bulunmadığını kaydetti.

Necip Nalbantoğlu iş kazalarına ilişkin de görüşlerini şöyle dile getirdi:

''Tuzla'daki kazaların en önemli nedenlerinden biri taşeronla çalışma. Sektörümüzde alt yüklenici, alt işveren denilen taşeron sayısı hayli fazla. Tersanelerdeki iş kazaları ve ölümlerin yüzde 50-60 nedeni taşeron. Diğer bir neden bu çalışanların eğitimsiz olması. İş yerlerinde gerekli tedbirlerin tam alınamamış olması.''

Tersanelerin çok geniş alanlar olduğunu ifade eden Nalbantoğlu, ''Biz ağır sanayide çalışıyoruz, tencere tava imal etmiyoruz. Bizim kaldırdığımız en az yük 3-5 ton ağırlığında, çalıştığımız en az yükseklik 10-15 metre. Bizim işin özünde risk var. 'Bizim iş yerlerimizde iş kazası olmaz' demek, abesle iştigal ve kocaman bir yalandır'' diye konuştu.

Nalbantoğlu, dünyadaki gemi inşa sanayi sektöründe de benzer iş kazalarının yaşandığına işaret ederek, sözlerine şöyle devam etti:

''Ben Japonya'daki tersaneleri de Almanya'dakileri de gördüm. Oralarda da kazalar oluyor. Şunu ayırt etmemiz lazım. Bizde 43 tersanenin çoğunda beyaz işverenler var. Yani iş yerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki tedbirlerini almış, kurallarına riayet eden, taşeronla kısmi çalışan, sendikayla omuz omuza, işçisiyle diyalog içende olan beyaz işverenlerimiz var. Tabii, bunlarda da iş kazaları oluyor, dünyada olduğu gibi...

Madalyonun bir de arka yüzü var. Sendikadan kaçan, işçiden kaçan, taşeronlara kucak açan, cesetleri tersane kapısından kaçıran iş yerleri de var. Bunlar siyah işverenler. Biz beyaz işverenlerle, siyah işverenleri karıştırıp, gride buluşmayalım. Biz siyahları beyaz yapmaya çalışalım.''

''DENİZİ İSTANBUL'DA, GEMİYİ TUZLA'DA GÖREN VAR''

2002 yılına kadar gemi inşa sektöründe 5 bin kişinin çalıştığını, sektörde toplam 35-40 mühendisin görev yaptığını anlatan Nalbantoğlu, şu anda sektörde 35 bine yakın kişinin çalıştığını, bunların çoğunu taşeron çalışanlarının oluşturduğunu söyledi.

Necip Nalbantoğlu, ''Türkiye, 2002 yılında gemi inşa sanayideki sac işleme sanayisinde 23. sırada iken, bugün beşinci sırada. 'Dördüncü kim' derseniz... Bir kardeş sendikanın Tuzla'daki grevlerini destekleyen, maddi manevi destekte bulunan ve ülkesinden sendikacı ve basını gönderen Almanya. Almanya, dünya dördüncülüğünü bize kaptırmak istemiyor'' dedi.

Sektörün, dünya beşinciliğine yükselirken hazırlıksız yakalandığını, kalifiye eleman yetiştiremediğini dile getiren Necip Nalbantoğlu, şunları kaydetti:

''Denizi İstanbul'da, gemiyi Tuzla'da gören insanlar bu sektöre girdi. O insanları 15 metre yüksekliğe çıkartır, gerekli tedbiri de almazsanız ya da siz tedbiri alır, işçi tedbire uymazsa, iş kazaları kaçınılmaz olur. İşveren, işçiye emniyet kameri, baret ve çelik koruyuculu ayakkabı vermiş, işçi bunu kullanmamışsa işverenin birebir bunları denetlemesi zor. Bin kişi çalışan bir tersanede kurallara uyulmasını denetlemek için bin kişinin çalışması lazım, çünkü bizim iş alanlarımız çok geniş. Bu konuda oto kontrol ve eğitim çok önemli. Sendikamızın 10 senelik istatistiği içinde 55 ölümlü kaza yaşandı. Bunun 54'ü taşeron işçisi, biri kadrolu çalışanımız.''

DENETİMLER

Nalbantoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin denetimlerinin yetersiz olduğu yolundaki iddialara da değinerek, ''Bu abesle iştigal. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı göreve gelir gelmez bu tersaneleri ziyaret etti. 14 müfettiş tersaneleri denetlemeyi sürdürüyor, 3 tersane kapatıldı'' diye konuştu.

Tersanelerden yüz bine yakın kişinin ekmek yediğini dile getiren Nalbantoğlu, ''Kimse tersane kapatmak istemez, ancak kimse de iş kazası olsun istemez. Ortak bir yol bulmaya mecburuz'' dedi.

Nalbantoğlu, iş kazalarının ve ölümlerin en aza indirilmesi için önerilerde de bulunarak, ''Eğitimli insanlarla çalışmak gerekir. Bu taşeronların en aza indirilmesi demektir. İş yerleri sendikalı olmalıdır. Çünkü sendikalar oto kontrol demektir'' diye konuştu.

LOJİPORT

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.