Karaya oturunca mı kurtarsaydık?

Karaya oturunca mı kurtarsaydık?

Geçen hafta manşetten duyurduğumuz, ?Yardım elinin bedeli ağır? başlıklı haberimize Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü?nden yanıt geldi. Genel Müdür...

Geçen hafta manşetten duyurduğumuz, ?Yardım elinin bedeli ağır? başlıklı haberimize Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü?nden yanıt geldi. Genel Müdür Kaptan Salih Orakçı, 2.2 milyon dolarlık meblağın mahkemenin tespit ettiği bir rakam olduğunu ve kurtarma yardım ücreti değil, teminat mektubu tutarı olduğunu bildirdi.

Kamunun alacağına itiraz yolunun ancak yasal yollardan mümkün olduğunu belirten Orakçı, ?Firmanın itirazı ve DTO?nun girişimleriyle 780 bin dolara indi? iddialarını da şu sözlerle yanıtladı: ?Hiç kimsenin bu tarz bir keyfi itirazı, seyir emniyetini ilk önceliği haline getiren Kıyı Emniyeti?nin rakamlarını değiştirmeye yetmez. Eğer, müdahale edilecekse de, bu yasal yollarla olur. Mahkemeye müracaat edersiniz, yapılacak işlemler neticesinde sonuca ulaşırsınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin kurmuş olduğu bir kamu kurumunun Türk boğazlarını riske ederek seyir yapan; Türk Boğazları Deniz Trafik Tüzüğü?nün 15. maddesini ihlal eden; makine arızası yaptığı halde beyanda bulunmayan; sanki Türk boğazlarında sadece kendileri varmış gibi bir zihniyet içinde boğazdan geçmeye çalışan gemilere ve bunların yaratmış olduğu risklere müdahale eden Kıyı Emniyeti?ni hiçe sayan bir yaklaşımı kınıyoruz.?

Olay meydana geldiğinde, ses kayıtları da dahil olmak üzere otomatik olarak arşivlendiğini belirten Genel Müdür Salih Orakçı, ?Kıyı Emniyeti?nde hiç kimse keyfi olarak bir uygulama yapamaz. 2 milyon 200 bin dolar diye bahsedilen ücrete gelince, Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesi?nin kararıdır. Bizler, yaptığımız her işi tarif ya da talep ederken, bir hukuka dayandırarak yaparız. Gemi Trafik Hizmetleri ve gemi ile yapılan konuşmaların ses kayıtlarını incelerseniz, burada net olarak görürsünüz. Ses kayıtları ve müracaatımız Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değerlendirilmiş, mahkeme de, kamu alacağının oluştuğuna karar vererek, kamu alacağını garanti altına almak adına 2.2 milyon dolarlık TEMİNAT MEKTUBU?na karar vermiştir. Yani, söz konusu rakam haberde yazıldığı gibi kurtarma yardım alacağı değil, teminat mektubudur. Kurtarma yardım alacağının tüm dünyada uygulanan bir yöntemi vardır. Kurtarma yardım alacağında kurtarılan değerler belirlenir; gemi tarafları, yük sahipleri ve sigorta acentesi bir araya gelerek bir sulh görüşmesi yaparlar. Sulh görüşmesinde anlaşma sağlanılamaz ise, mahkemenin atayacağı hakemlerin olayı değerlendirmesi sonucu bir rakam ortaya çıkar. Dolayısıyla Kıyı Emniyeti?nin, kimsenin canını yakmak ya da mesnetsiz taleplerde bulunarak olayı kurtarma-yardıma sokmak gibi bir çabası olmamıştır. Kıyı Emniyeti, bir kamu kuruluşudur. Görevi de, yapmış olduğu yatırımlarla seyir emniyetini sağlamaktır. Boğazlarda kritik noktalarda bulundurmuş olduğu römorkör ve personeliyle 24 saat işlem yapar. Bu süreç içerisinde yılda 400?ü aşkın makine-dümen arızası yapan gemiye süratle yetişerek, onların karaya oturmasını engeller. Maalesef insanlar, kurtarma yardımı, gemi karaya oturduktan sonra yapılan bir işlem diye düşünüyor? dedi.  

 

?Karaya oturduktan sonra mı kurtarsaydık?

 

Orakçı, Gözde-D adlı gemi armatörünün olayın bir çekme olduğu iddialarına da şu sözlerle açıklık getirdi: ?Söz konusu gemi, Çanakkale Boğazı?nın en dar, akıntının en fazla olduğu ve en kritik noktası Eceabat bölgesinde makine arızası yapmak suretiyle sürükleniyor. Bu gemi sürüklenseydi ve bizler o gemiye yetişemeseydik ve karaya otursaydı; pervane dahil olmak üzere hasarlansaydı, deniz kirliliğine ya da can kaybına sebebiyet verseydi, bunun sonunda yapılan hizmet mi kurtarma yardımı sayılacaktı? Burada görev almış arkadaşlarımız takdir edilip, teşekkür edileceğine bu tip isnatlarda bulunulması çok rahatsız edici. Benim üzüntüm şudur ki, özellikle Türk bayraklı gemilerin boğazlarımıza yeteri kadar önem vermediğini görüyorum. Çünkü, boğazdan geçerken son derece makine arızası yaşamış; birçok arızalara maruz kalmış, bakımsız olan bu geminin Türk boğazlarından geçerken, acaba neden saati 600 dolar olan bir eskort römorkör, ya da kılavuz kaptan almayarak, Türk boğazlarını riske ettiğini ben anlamış değilim. Yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Acaba, bunu anlamamız için bir kaza ya da, felaket mi yaşamamız gerekiyor? Geçenlerde 292 dolar için gemi karaya oturdu. O zaman şanslıydık gemi, deniz kirliliği yapmadı. İstanbul Boğazı?nı hiç kimsenin riske etmeye hakkı yok. Bizim görevimiz, Türk boğazlarını sadece bir şahıs için değil, herkes için son derece emniyetli hale getirmektir. Biz kaza olmasın diye; olursa da riskleri minimize etmek için varız. Ama, bunların tamamını hiçe sayalım. 600 dolar verip, römorkör almayalım; 300 dolar verip, kılavuz kaptan almayalım, sonra da başımıza böyle bir olay geldiğinde de kamu alacağına itiraz edelim. Ben, kimseye böyle bir hakkı vermiyorum. Hakları varsa, bir hukuk devletinde yaşıyoruz. Müracaatlarını yaparlar, mahkeme bunu belirler. Kaldı ki, bu olayda da rakamları biz değil, mahkeme belirlemiştir.?

 

?Yönetmelik değişikliği yapılmadı?

Haberde, 1 ay önce Kıyı Emniyeti?nde yönetmelik değişikliği yapıldığı ve bu doğrultuda gemiye binen kılavuz kaptana inisiyatif verildiği iddialarını da gülünç bulduğunu ifade eden Genel Müdür Salih Orakçı, ?Böyle bir yönetmelik değişikliği hiçbir şekilde olmamıştır.  DTO?nun ulaştırma bölümünden sorumlu müdürü, kılavuzluk bölümünün kime ait olduğunu; römorkörün, kurtarma yardımın, limanın ücretinin ne olduğunu bilmiyorsa, kime ne anlatacağız? Armatör ne yapsın o zaman? Kıyı Emniyeti?nde, sadece kaza olmasın diye yılda 20 milyon dolar harcanmaktadır. Böyle bir kurumu, bir çırpıda harcamaya çalışmaya kimsenin hakkı yok? diye konuştu.

 

Selçuk ONUR ? PERŞEMBE ROTASI

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.