Gümrük Birliği tartışılıyor

Gümrük Birliği tartışılıyor

Gümrük Birliği konusunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda ise bir fikir birliği yok. TOBB, gümrük birliğini gömleğinin "dar geldiği" görüşünde....

Gümrük Birliği konusunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda ise bir fikir birliği yok. TOBB, gümrük birliğini gömleğinin "dar geldiği" görüşünde. TÜSİAD ise bu konuda geri adım atılmamasını istiyor. TİM ise Gümrük Birliği'nin ortaklık, ticaret ve rekabetle örtüşmeyen yanlarının tartışılarak "revize edilmesi"nden yana.

 

Acil ele alınması gerekenler

 

1 - AB'nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları ticaretimizi aksatıyor

2 - Gümrük vergilerinde tek taraflı indirim Türkiye'ye dezavantaj getiriyor

3 - Türkiye, GB'den bağımsız olarak serbest ticaret anlaşması yapamıyor

4 - Mallar serbest dolaşıyor, TIR'lar, işadamları ve şöförler dolaşamıyor

  

Gümrük Birliği'nin (GB) 10. yılının ardından, gerek siyasi hayatımızdan olsun, gerekse iş hayatımızdan olsun "Gümrük Birliğinde aleyhimize olan maddeler tartışılmalıdır" sesleri duyulur oldu.

Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen yıllardır bu söyleme katılırken son olarak Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de yaptığı "Gümrük Birliği Tartışılmalıdır" çıkışıyla Tüzmen'in yanında yer aldı.

Öte yandan, her iki bakan da "Gümrük Birliği Tartışılmalıdır" çıkışını yaparlarken hangi yönü ile ve ne detayda tartışılması gerektiğine pek girmediler.

Türkiye'nin AB serüveninde son dönemde yaşanan gelişmelerin yanı sıra, GB anlaşmasının sonuçları özellikle dış ticaret konusunda hissedilir sıkıntılara dikkat çeken gerek iş, gerekse siyaset dünyasından sesler artmaya başladı. Görünen o ki, Gümrük Birliği konusu 22 Temmuz seçimleri sonrasında yeni hükümetin önünde duran en önemli konulardan biri olacak.

Gazeteniz DÜNYA da bu gelişmelerden hareket ederek Türkiye ekonomisi ve iş dünyası açısından Gümrük Birliği tartışmasını geniş bir araştırma ile sayfalarına taşıyor. Yazarımız Şekvet Sürek'in okurlarımız için hazırladığı Gümrük Birliği analizinin hem konunun daha iyi kavranmasına yardımcı olmasını hem de önemli bir açılım getirmesini bekliyoruz. Konunun öcelikli tarafı olan iş dünyasının, önde gelen temsilcileri TOBB, TİM ve TÜSİAD'ın görüşlerini de içeren bu kapsamlı araştırmanın yeni hükümeti belirleyecek seçimler öncesinde siyasi partilerin de ufkunun açılmasına katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki günlerde, iş dünyasını yakından ilgilendiren bu tartışmaya, yine analiz, haber ve yorumlarla çeşitli cephelerinden bakmaya devam edeceğiz.

 

Türkiye'nin, AB'nin dış ticaretindeki yeri

 

AB 2005 yılında toplam 1053.2 milyar dolarlık ihracat, 1179.8 milyar dolarlık da ithalat gerçekleştirmiş. 2006 yılında ise yine toplam da 1155.6 milyar dolarlık ihracat, 1348.3 milyar dolarlık da ithalata ulaşmış. Türkiye ile ilgili tablo aşağıda dikkatinize sunulmaktadır .

AB'nin ithalat yaptığı ülkeler arasında Türkiye'nin payı 2005 yılında yüzde 3.06, 2006 yılında ise yüzde 3.08 olmuş. İhracatından ise Türkiye 2005 yılında yüzde 4.23, 2006 yılında ise yüzde 4.31 pay almış. Dış ticaret ilişkisi 2 yılın ortalamasında 8.4 milyar dolarla lehine gelişmiş.

Fark ettiğiniz gibi AB'nin genel ithalat ve ihracatı içerisinde Türkiye'nin payı yüzde 3'ler, yüzde 4'lerle oldukça düşük oranlarda .

Oysa, Türkiye-AB hattındaki oranlar yüzde 56, yüzde 42 gibi hayli yüksek oranlarda.

Burada çok önemli ve çok farklı iki bakış söz konusu.

Bir taraf ilişkilere yüzde 3, yüzde 4'lük oranların heyecanında bakarken, diğer taraf yüzde 56, yüzde 42 gibi hiç de küçümsenemeyecek bir heyecanla bakıyor . 

Bu farklı heyecanlardaki bakışlar ister istemez, birinin diğerine ilgisini farklı kılıyor ve sorunlar yumağını beraberinde getirirken, uzlaşmayı da zorlaştırıyor.  

 

GB sonrasında ihracatımız da ithalatımız da artıyor

 

Gelin şimdi de, Türkiye-AB ilişkisini ithalat ve ihracat bazında GB anlaşmasından sonraki 10 yıllık dönemde mercek altına alalım.

1996 yılında genel ihracatımız içerisinde AB payı yüzde 52'dir. 2006 yılında genel ihracatımızdaki payı ise yüzde 56'dır. Bu dönemde rakamsal artış harika bir atakla 12 milyar 98 milyon dolardan yüzde 296'lık devasa bir artışla 47 milyar 880 milyon dolara ulaşmıştır.

1996 yılında genel ithalatımız içerisinde AB payı yüzde 54'dür. 2006 yılında ise genel ithalattaki payı yüzde 42 ye gerilemiştir. Aynı dönemdeki genel ithalattaki payı düşerken rakamsal artış 23 milyar.517 milyon dolardan yüzde 148'lik artışla 58 milyar 315 milyon dolara çıkmıştır.

10 yıllık GB döneminde ihracatımız artarken, ithalatımızda artmış ama ihracat artışımız ithalatımıza uzak ara fark atmıştır. 10 yıllık dönemde İhracatımızın ithalatı karşılama oranı yüzde ortalama 71.73'e çıkmıştır.

2006 yılında ise ihracatımız ithalatımızın yüzde 81.42'sini karşılar duruma gelirken, doğal olarak, dış ticaret açığımız da azalmış durumdadır.

 

O Halde Neyi Tartışacağız?

 

Yukarıdaki hareketlere bakıp 'O halde neyi tartışacağız' diye soranlar olabilir. Bu harika sonuç karşısında, "GB nin neyini tartışacağız?" diye sorulurken, "Tamam, GB anlaşmasından sonra AB ile olan dış ticaretimizde lehimize harika gelişmeler var ama tüm dış ticaretimizi 27 ülkeyle mi sınırlı tutacağız?" diye de sorulmalı.

Türkiye AB dışında da yeni pazarlar bulmak ve ihracatını ve tabii ithalatını hem mal çeşitliliği, hem de ülke çeşitliliği anlamında arttırmak zorunda. Oysa, GB bu analizde belirttiğim kimi yönleriyle bu zorunluluğun önünde büyük bir engel olarak duruyor.

AB'nin 'ticari ve rekabet politikalarını' üstlenmiş olmamız 27 AB ülkesi dışındaki ülkelerle ticari ilişki kurmamıza mani bir hal aldı. 2006 yılı sonundaki genel dış ticaret açığımız 52 milyar dolar olarak gerçekleşti.

"GB engeli olmadan, üçüncü ülkelerin de rızası tahtında serbestçe serbest ticaret anlaşmaları yapabilseydik, AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmaları tek yanlı olmayıp Türkiye nin aleyhine işlemeseydi, gümrük vergileri karşılıklı olarak eşitlenseydi, bugün dış ticaret açığımızda  böylesi büyük rakamlardan söz edebilir miydik?" sorusu da değerlendirilmeli.

 

Daha farklı yaklaşalım;

"GB'nin ticari politikalarını üstlenme sorumluluğumuz olmasaydı, bir çok ülke ile dilediğimizce serbest ticaret anlaşmaları yapabilseydik 2006 yılı sonunda ihracatımız 85.3 milyar dolar, ithalatımız 137.4 milyar dolar mı olurdu, yoksa daha fazla mı olurdu" diye soranların da hassasiyetlerini dikkate almalıyız.  

Sadece Çin, Hindistan, ABD ve Rusya ile GB'den bağımsız serbest ticaret anlaşmaları (STA) yapabildiğimizi düşünün. 4 büyük ülkede 3 milyara yakın, diğer bir ifade ile dünya nüfusunun yarısı yaşıyor. "Bu ülkelerle GB'den bağımsız serbest ticaret anlaşmaları yapabilseydik dış ticaretimizde bugün 222 milyar dolarlık bir rakam mı, yoksa çok daha büyük rakamları mı konuşuyor olacaktık?" diyenleri de dikkate almalıyız.

Öte yandan, "Bu ülkelerle STA yaparsak, pazarlarımız bu ülkelerin mallarıyla dolar bize fayda sağlamasını umarken ekonomik anlamda bu ülkelere teslim olur ve milli sanayimizi de kaybederiz" diyenleri de dinlemeliyiz .

O zaman, 10 yıllık GB dönemde ihracatımızın ithalatımızdan daha hızlı yükselişine sevinir ve bu tempoyu korurken, serbest ticaret anlaşmaları, gümrük vergi oranları, AB'nin tek yanlı yaptığı STA'ların bize olumsuz yansımaları, vize saçmalığı ve üçüncü ülkelerle olası STA'nın eksileri, artıları anlamlarında, "Bir tarafta AB süreci devam ederken diğer tarafta GB'ni tartışmaya açmamız gereklidir" düşüncesi haklılık kazanıyor.

  

Neler Tartışılacak?

 

1996 yılında girişimizi davul, zurna çalarak, zil takıp oynayarak kutladığımız gümrük birliği bazı yönleriyle bugünlerde canımızı yakıyor.

Canımızı yakan temel madde GB anlaşmasıyla imzalanan (1/95 sayılı OKK. Md 16) "Türkiye, AB'nin Ticari Politikasını ve Ortak Rekabet Politikasını Üstlenmiştir" maddesidir.

Bu maddenin, 10 yıldır geniş bir alanda Türkiye'nin elini ayağını bağlamış bir madde olarak Demokles'in Kılıcı misali tepemizde durduğu yorumları yapılıyor. AB, Gümrük Birliği gereği bazı sanayi mallarının gümrük vergilerini 1971 yılından başlayarak sıfırladı. Türkiye'ye de sıfırlamak için kademeli bir trafikte 22 yıllık geçiş  hakkı denilebilecek uzun bir süre verdi. Verilen bu sürenin amacı Türk Sanayicisinin bir hazırlık dönemi geçirmesi ve 1996 yılına gelindiğinde AB ürünleriyle rekabet edebilir hale gelecek gücü yakalayabilmesiydi .

Türk siyasi ortamı ve Türk sanayicisi Çin örneğinde de görüldüğü gibi bu hazırlık döneminde (1996 öncesi) ağustos böceği misali saz çalıp oynadı, AB ve rakiplerimiz ise karınca misali çalıştılar. Bu sürenin boşa geçilmesi ardından zamanın iktidarı popülist bir yaklaşımla, GB'ni alelacele ön plana çıkarıp, hazırlıksız, araştırmasız, sonuçlarını düşünmeden imza atınca bizlere de bugün "tartışalım" konusunu analiz etmek düştü .

Tabii, GB ile birlikte Türkiye'nin özellikle AB ülkeleriyle dış ticaretini arttırdığını, yatırımların hızlandığını, teknolojinin büyük ölçüde yakalandığını söylemeden geçmemiz mümkün değildir. Ancak geçen 10 yılda bu süreç tamamlanmıştır ve yeni bir sürece geçilmiştir.

AB'ne tam üyeliğin giderek imkansızlaştığının görüldüğü bir ortamda, 10 yıldır tek yanlı işleyen GB kuralları 10 yılın sonunda yeni bir sürecin başlangıcı olmuş ve bu süreç verdiği rahatsızlıklarla tartışma ortamını hazırlamıştır.

"Neleri tartışacağız" konusuna girmeden önce GB anlaşmasında çalışmayan bazı konulara değinelim .

 

- GB öncesi ve sonrasında beklenen, istihdam yaratan, üretim yapan, ihracat gerçekleştiren, vergi veren anlamında tatmin edici doğrudan yabancı sermayenin geldiği söylenemez.

 

- GB ile ilgili alanlarda ve doğrudan Türkiye ile ilgili veya Türkiye'nin uygulamak durumunda olduğu ile ilgili alınan kararlarda 1/95 sayılı OKK sa öngörülen danışma ve karar alma mekanizmaları doğru ve yeterli çalıştırılamamaktadır. Kısaca, Türkiye kendi ile ilgili konularda dahi karar alıcı konumunda değildir.

 

- Türkiye'nin tüm çabalarına rağmen AB Ortak Ticaret Politikaları'nın tespit edildiği 400 civarındaki teknik komite ve çalışma grubunun sadece 30'unun çalışmalarında gözlemci olarak iştirak edebilmektedir.

 

- AB nin bazı mali destekler vermesi söz konusuyken, hatta 4 milyar Euro yardımın adı dahi konulmuşken bu gerçekleşmemiştir. 

 

- Türkiye, AB'nin ticari ve rekabet politikalarını üstlenmesine karşın, AB, Türkiye'nin ticari ve rekabet politikalarında uluslararası platformlarda yanında olmamıştır.

 

- Tüm bu gelişmeler aslında AB ye tam üye olup olmamakla, GB kriterlerinin çatıştığı noktada hep AB'den yana işlemiştir .

 

- İTKİB Brüksel Temsilcisi Haluk Özelçi'ye göre, GB'ni imzaladığımız tarihlerdeki AB Ticaret Politikası "Çok Taraflı Ticaret Anlaşmalarından" yana iken 10 yıl sonrasında bu politikasını değiştirmiş ve "İkili Anlaşmalar" politikasını benimsemiştir. Bu politika değişikliği sonucu STA'ları öne çıkmıştır. AB'nin ticaret ve rekabet politikalarını üstlenmeyi 10 yıl önceki politikasına göre yorumlayarak imzalandığımızdan yapılan değişiklik günümüz gerçeklerinden uzak kalmıştır .

 

Bu konuların tartışılması ekonomimizin gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Ancak böyle düşünmekle beraber bugün acil olarak tartışılması gereken dört ana başlık var. Ortak özellikleri, AB'nin "tek taraflı" olarak üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalardan kaynaklanan bu sorunların başlıcalarını, AB'nin yaptığı serbest ticaret anlaşmalarından doğan aksaklıklar, Türkiye'nin gümrük birliğinden bağımsız serbest ticaret anlaşması yapamaması, gümrük vergileri ve malların serbest dolaşımına rağmen o malları satacak işadamları, TIR'lar ve şöförlerin dolaşamaması olarak belirtebiliriz. Türkiye'nin acilen ele alması gerektiğini düşündüğümüz bu konuları aşağıda 4 baştıkta topladık.

 

İşte acil tartışılması gereken başlıklar

 

 1 - AB'nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından doğan aksaklıklar

AB, dilediği ülkeyle Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalayabiliyor. Türkiye, imza attığı madde gereği o STA'ya uymak zorunda kalıyor. AB ürünleri STA imzaladığı ülkede serbestçe dolaşıyor. O ülkelerin ürünleri de AB pazarında serbestçe dolaşıyor. Hatta, AB üzerinden ATR belgesi eşliğinde vergiye tabi olmadan gelerek Türkiye pazarında dahi serbestçe dolaşıyor.

Gelin görün ki, Türk malları o ülkede serbestçe dolaşamıyor... Dahası, AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA'lar tüm mal ve hizmetleri karşılarken,Türkiye ile imzaladığı GB anlaşması sadece sanayi ürünlerini kapsadığından anlaşma yapılan ülkelerin tüm ürünleri ayrım yapılmaksızın ülkemizde serbestçe dolaşabiliyor. "AB'ye aday bir ülke olarak GB nin amacı Türkiye yi eşit şartlarda korumak ve kollamak değil de tek taraflı dengesizlik yaratarak haksız rekabet yaratmak ise, GB tartışılmalıdır" diyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor .

 

 2 - Gümrük vergilerinde tek taraflı indirim Türkiye'ye dezavantaj getiriyor

AB, STA anlaşması imzaladığı ülkeler ile gümrük vergilerini karşılıklı olarak indirebiliyor. Bu indirim, AB ile Ortak Gümrük Tarifeleri Uygulama mecburiyetinden Türkiye'ye tek taraflı olarak yansıyor.

Bir başka ifadeyle Türkiye, AB'nin STA anlaşması ile gümrük vergilerini indirdiği o ülkeden mal ithal ettiğinde AB ile anlaşılan indirilmiş vergi oranlarını uygulamak zorunda kalırken, Türkiye'nin sözkonusu ülkeye ihraç ettiği ürünlere yüksek gümrük vergileri uygulanıyor. Bu durum AB nin ileri teknoloji içeren mallarıyla Türkiye nin konvensiyonel malları arasında mukayese edilemez bir dengesizlik yarattığından Türk İthalatçısını ve İhracatçısını zor durumda bırakıyor .

Böylece, Türkiye o ülkeden düşük gümrük vergi oranlı malları alarak ithalatını arttırıyor. O ülkeye mal satarken ise yüksek oranda gümrük vergisi ödendiğinden mallarının maliyetleri yükseliyor, rekabet gücü kalmıyor ve ihracatı düşüyor.

Üstelik , serbest dolaşımın verdiği imkanla anlaşma yapılan ülkenin malı AB üzerinden ve gümrük vergisi AB tarafından tahsil edilmiş şekli ile ve ATR1 Belgesi marifetiyle kolaylıkla gümrüksüz olarak ülkemize girerek hem Hazine'ye, hem de milli sanayimize zarar veriyor. 

 

3 - Türkiye, GB'den bağımsız olarak Serbest Ticaret Anlaşması yapamıyor

Türkiye malum madde gereği AB nin STA imzalamadığı veya dilediği ülke ile önemli ticari menfaatleri olsa bile tek başına serbest ticaret anlaşması imzalayamıyor.

Zira, AB Türkiye'nin bu tavrını "ticari politikalarına uymadığı" şeklinde yorumlayarak o malum maddeyi devamlı olarak gözümüze sokuyor.

Sokuyor ama biz dilediğimiz ülke ile STA yapamadığımızdan dış ticaret açığımızın büyüdüğünde de bahsediliyor. Rusya ve Çin ile olan dış ticaret açığımız toplam dış ticaret açığımızın yüzde 47'sine denk. ABD ile dış ticaretimiz ihracat yönünde düşüşte. "Bu ülkelerle STA yapabilme imkanımız olabilseydi dış ticaret açığımız aynı oranda az olabilirdi" diyenlerin sayıları giderek artıyor.

Oysa, AB bugünlerde Rusya ve Güney Kore ile serbest ticaret anlaşması hazırlığında. Hindistan ve Ukrayna ise sırada beklerlerken, biz karşımıza çıkarılacak yaklaşık 1.5 milyarlık bir nüfus gücü ile yapılacak serbest ticaret anlaşmalarını sadece seyrediyoruz.

Türkiye bu ülkelerle AB'den bağımsız bir STA müzakerelerine başlamak niyetindeyse de, AB'nin ne kadar gerisinde kalabileceğini şimdiden tahmin edebilmek zor. Bu anlaşmalar AB ile eş zamanlı bitirilemezse bu ülkelerin malları AB üzerinden vergisiz olarak Türkiye ye serbestçe girme imkanı bulacak ve tek yanlı uygulama mahkumu olan dış ticaretimiz ciddi bir şekilde aleyhimize döneceğinden ve bu ülkelerle dış ticaret açığımız daha da büyüyecek. 

AB, Türkiye'ye STA'ları üstlenme konusunda gerekli desteği de vermiyor. Bu durumda Türkiye müzakereleri kendisi yürütmek zorunda kalıyor. O zaman müzakere süresi  ya uzun zaman alıyor ya da bazı ülkeleri müzakerelere başlamaya ikna edemiyor. Nitekim bu durumun en çarpıcı örneği Ürdün, Cezayir, Meksika, SACU müzakerelerinde yaşandı .

 

4 - Mallar serbest dolaşıyor, işadamları, TIR'lar ve şoförler dolaşamıyor

GB anlaşması gereği mallar karşılıklı olarak serbest dolaşımdadır. Ancak, o malları satacak veya AB den mal alacak Türk işadamları ve dahi o malları taşıyacak TIR şoförlerinin dolaşımları serbest olmayıp vize ile engellenmektedir. Hatta, o malları taşıyan TIR lar dahi kota ile sınırlı dolaşıma tabidir.

Vize engeline takılan iş adamları AB ülkelerine iş ilişkisi, fuar, kongre vs. için dilediklerince gidememekte, vize işlemleri sırasında birçok onur kırıcı davranış ve zorluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

TIR şoförleri vizeleri hayli kısa süreli verildiğinden nakliye şirketlerimiz çok sayıda şoför istihdam etmek zorunda kaldıklarından maliyetleri yükselmektedir. Belli sayının üzerinde kamyonumuzun AB sınırları içerisinde dolaşmasına müsaade edilmemektedir. Vize rezilliği, aşağılanmaların detaylarına girip sinirlerinizi bozmak istemediğimden girmeyeceğim .

Herkesi ilgilendiren işin serbest dolaşım anlamındaki adaletsizliğidir ve bu adaletsizlik GB mantığı ile bağdaşmayan bir tavır olup GB de çözülemezse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) muhakkak çözüm bulabilecek bir konudur.

 

 TOBB:

 "Gümrük Birliği gömleği artık bize dar geliyor"

 

1996 yılında son aşamasına gelen gümrük birliği konusu aslında 34 yıla yakın geçmişine rağmen hala ülkemizde tam anlaşılamamış, bilgi kirlenmesine ve yanlış yorumlara fazlasıyla açık bir konu olmuştur. Gümrük Birliği süreci başlamadan Türkiye-AB dış ticaretinde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65 seviyesindeyken bu oran şimdi yüzde 80'e ulaşmıştır. Sanayimize yeterli desteği sağlayamamış olmamıza ve AB nin taahhüt ettiği yardımları vermemesine rağmen Türk sanayicileri, AB ile rekabette başarılı olmuşlardır.

Gümrük Birliği anlaşması sonrasında AB ile dış ticaret açığımız kapanırken uzak Asya ve Ön Asya ülkeleriyle önemli oranda açılmıştır.

Gümrük Birliği'nin ülkemiz açısından olumsuz etkileriyse, öncelikle ülkemizin AB karar alma süreçlerinde yer almamasından kaynaklanmaktadır. Tam üye olunmayan bir kurumun dış ticaret politikasının benimsenmesinin, uzun vadede meydana getireceği sakıncalar hepimizce malumdur. AB nin sadece kendi açısından bakarak üçüncü ülkelerle gerçekleştirdiği ve uymak durumunda kaldığımız serbest ticaret anlaşmaları ve sonuçları buna örnektir .

Gümrük Birliğinden kaynaklanan sorunların çözülmesi, ihracatımız açısından önceliklerimizin başındadır. Bugüne kadar özellikle dış ticaret alanında  bazı avantajlar sağlayan Gümrük Birliği gömleği artık bize dar gelmektedir .

 


 TİM:

 Gümrük Birliği'nin ortaklık, ticaret ve rekabetle

Örtüşmeyen yanları tartışılarak, revize edilmeli

 

"Gümrük Birliği tartışılmalı mı?" sorusu ya da konusu aslında birçok konuda olduğu gibi bilgi derinliğinden uzak, sığ bir ortamda yapılarak kavram karmaşalarına neden olmaktadır.

Bugün Türkiye'nin ihracatının yüzde 55 - yüzde 60'lık kısmı AB üyesi ülkeler ile gerçekleştirilmektedir. Yani Türkiye'nin dış ticaretinin çoğunluğu, GB içinde yapılmaktadır. Bu bilgi ile donanarak konuyu tartışmakta yarar vardır .

GB'ni bilinçsizce tartışmak isteyenler, aslında Türkiye'yi AB ile bütünleşme yolunda geri götürmek isteyen ulusalcı kesimdir. Onlara göre GB, Türkiye ekonomisine zarar vermiştir, hemen lağv edilerek yerine bir serbest ticaret anlaşması yapılmalıdır.

Bizce tartışılması gereken asıl konu GB'nin tamamlanmasından bu yana geçen 10 yıllık zaman içinde yaşanan gelişmelerdir. Bu dönemde AB 15 üyeden 27 üyeye çıkmıştır.

Aynı dönemde Türkiye dış ticarette gerçek bir atılım yaşamıştır. 1996 yılında 23.2 milyar dolar olan ihracatımız 2006 yılında 85.3 milyar dolara çıkmıştır. 2007 yılı sonunda 100 milyar dolara ulaşacaktır. İthalatımız da 1996 yılında 43.6 milyar dolarken 2006 yılı sonunda 137.4 milyar doları bulmuştur.

Bu durumda ortaya çıkan asıl ihtiyaç, GB 'nin genişleyen AB şartlarında ilk yapıldığı gündeki birçok eksikliği de giderecek şekilde revize edilmesidir.

Maalesef konu farklı boyutlarda gündeme getirildiği için olması gereken tartışma zemini oluşamamaktadır.

Serbest ticaret anlaşmalarına doğrudan taraf olmamız; bitkisel yağlar konusundaki haksızlık; mallarımız serbest dolaşırken malları taşıyan TIR'ların kota ile şoförlerin ve malların sahiplerinin vize ile dolaşmaları gibi ortaklık, birlik, ticaret ve rekabet kavramları ile örtüşmeyen yanları AB süreci devam ederken tartışılarak revize edilmelidir .

  


TÜSİAD:

 Türkiye, Gümrük Birliği'nde geri adım atmamalı

 

Gümrük Birliği, tercihli ticaret ve serbest ticaret alanlarından daha ileri, ortak pazardan ise daha geri bir bütünleşme biçimidir. Avrupa Birliği ile 1995 yılında tamamlanan Gümrük Birliği, tek pazar oluşturulmasının ötesinde AB ile bütünleşmenin de önemli bir parçasıdır.

1971'den itibaren AET ülkeleri Türkiye'nin sanayi ürünlerine karşı gümrüklerini sıfırlamış ve Türk sanayi ürünlerine herhangi bir kota koymama taahhüdü altına girmiştir. Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi için 12, Türkiye'nin hassas sanayi ürünleri için ise 22 yıllık bir geçiş süresi öngörülmüştür. Bu alanda Gümrük Birliği aşamasını başlatan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nın 1963 Ankara Anlaşması ve 1971 tarihli Katma Protokol çerçevesinde AB sanayi ve işlenmiş tarım ürünleri pazarına girme hakkını ve kendi gümrüklerinin sıfırlanması için tanınan geçiş sürelerini zaten sonuna kadar kullanmış olan Türkiye'nin, AB'ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlayan bir karar olduğunun vurgulanması gerekmektedir.

Gümrük Birliği, Türkiye'nin AB'ye uyum sürecini hızlandırmak yönünde gerek mevzuat gerekse de idari kapasitenin geliştirilmesi açısından itici güç olmuş, üyelik sürecimizde bir kararlılık belgesi haline gelmiştir. Bu süreç aynı zamanda, IMF anlaşmasının gerekleri ile birlikte, kayda değer bir yardım almadan AB ekonomisinin rekabetçi gücüne karşı koyabilecek bir yapının oluşum sürecidir.

Mevcut durumda, AB'nin Türkiye'nin dış ticaretindeki payı genel hacmin yarısıdır. Ancak AB üyesi çeşitli ülkelerle dış ticaret potansiyelimizi henüz gerektiği kadar geliştirdiğimizi de söyleyemeyiz. Şu an sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde her türlü gümrük tarifesi ve kotanın kalkmasını sağlayan ve üçüncü ülkelere ortak bir tarife uygulanmasını öngören Gümrük Birliği'nin, AB ile müzakerelerin seyri doğrultusunda, hizmetler, kamu alımları ve tarım sektörlerini de kapsaması gerekmektedir. Ayrıca üye ülkelerle girilecek yeni ticaret ve yatırım ilişkileri hem ulusal refah düzeyini artıracak, hem de ilgili ülkelerde Türkiye'nin üyeliği için gerekli kamuoyu desteğinin sağlanmasına katkı sağlayacaktır.

AB gibi güçlü bir ekonominin ve istikrarlı bir ticaret ortağının dış ticaretinde en önemli paya sahip olması, Türkiye'nin dünya ekonomisinde meydana gelebilecek sorunlardan daha az etkilenmesini de sağlamaktadır. Nitekim Asya ve Rusya krizleri sırasında Türkiye'nin sergilediği ekonomik performansta, AB'nin ihracatımız açısından güvenli istikrarlı bir pazar olmayı sürdürmesinin olumlu etkisi görülmüştür.

Bunların ötesinde, Türkiye çağdaş bir ekonominin gerektirdiği yeni kurumlarla ve hukuk kurallarına sahip olmuştur. Bu çerçevede rekabet hukuku ve Rekabet Kurulu, patent hukuku ve Patent Enstitüsü başta olmak üzere, Türk ekonomi hukukundaki en radikal ve gerekli değişimler Gümrük Birliği sayesinde yaşamımıza girmiştir.

Ampirik veriler

Gümrük Birliği'nin Türkiye'nin dış ticaretine etkileri ampirik düzeyde incelendiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır.

 

* AB'den yapılan ithalatta tüketim mallarının payı 2006 yılında yüzde 16.3'e ulaşmıştır.

* Türkiye'nin AB'den yaptığı ithalatta yatırım mallarının payı düşüş eğilimi göstermiştir. Bu mal grubu ithalatının payı 1994'te yüzde 29.34 iken, 2006 yılına gelindiğinde yüzde 22.6'ya gerilemiştir.

* 1994-1995 yıllarında payı yüzde 63 civarında olan ara malları ithalatında da Gümrük Birliği sonrası payın düştüğü ancak 2001 sonrasında eski trendine geri dönerek 2006 yılında yüzde 60.5 seviyesinde gerçekleştiği görülmektedir.

* AB'den yapılan ithalata genel olarak bakıldığında ara malı ve yatırım mallarının toplam payının yüzde 83.1 gibi yüksek bir oran olması, Türk sanayiine yönelik girdi sağlayan yapısını ortaya koymaktadır.

* Türkiye'nin dış ticaret dengesini etkileyen unsurlar, 1996 yılında ekonomik entegrasyon sürecinde mevcut marjinal koruma oranlarının sıfırlanmasıyla gerçekleşen Gümrük Birliği'nden ziyade büyüme hızı, döviz kuru, faiz oranı gibi politika değişkenleri ve uluslararası ekonomik gelişmeler olmuştur. Zira 1994 finans krizi, 1999 Rusya ve Uzakdoğu krizi ve 2001 dalgalı kur politikalarının sonuçları açıkça görülmektedir. AB'ye yaptığımız ihracatta ise ara mallarının payı 1994'te yüzde 32.5 iken bu oran 2006 yılında yüzde 35.3'e yükselmiş, yatırım mallarının payı aynı dönemde yüzde 2.9'dan yüzde 11.6'ya ulaşmış, tüketim mallarının payı ise yüzde 64.6'dan yüzde 52.9'a gerilemiştir. Bu tablo, Gümrük Birliği sonrası dönemde, Türk sanayiinin katma değeri daha yüksek yatırım ve ara mallarında AB pazarlarında ihracat imkanı yaratabildiklerini göstermektedir.

* İhracatın ithalatı karşılama oranlarına bakıldığında ise Gümrük Birliği anlaşmasının ilk üç yılında, 1995-1997 yıllarında yaşanan hızlı ekonomik genişleme sonucunda AB ile olan ihracatımızın ithalatı karşılama oranı genel dış ticaretimizdeki ihracatın ithalatı karşılama oranının altına düşmüş ancak 1999 yılından sonra ise üzerinde seyretmiştir. 2006 yılına gelindiğinde genel ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 62.1 iken, AB'ye olan ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 81.6 olarak gerçekleşmiştir.

 

Gümrük Birliği nedir?

 

Kısaca, taraflar arasındaki ticarette mevcut gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarıyla, her türlü eş etkili tedbirin kaldırıldığı ve ayrıca, birlik dışında kalan üçüncü ülkelere yönelik olarak da, ortak gümrük tarifesinin uygulandığı bir ekonomik entegrasyon şekli olarak tanımlanmaktadır.

Bu tarif, Türkiye ile AB arasında Roma Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden 1 yıl sonra 1959 yılında Türkiye'nin AB ye katılmak üzere müracaatı ile resmiyet kazanmıştır. Ankara antlaşması ile 3 safhalık bir uygulama başlamış ve böylece ilk olarak "hazırlık döneminin" sonrasında Katma Protokolün 1 Ocak 1973 yılında devreye girmesiyle 22 yıl sürecek olan "Geçiş Dönemi" yani Gümrük Birliği (GB) süreci başlamıştır. Bu dönemin hemen ardından AB, 1971 yılı itibariyle Türk menşeli sanayi ürünlerinin ve bazı işlenmiş tarım ürünlerinin gümrük vergilerini sıfırlanırken bazı ürünler de de kotalar kaldırılmıştır.  Türkiye de AB menşeli sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlanmasını öngörmüş ve böylece 22 yıllık döneme girilmiştir. Ancak, 1974 yılında yaşanan petrol krizi Türkiye'nin katma protokol şartlarını yerine getirmesini zorlaştırmış ve bir süre aksamıştır. Aksama süresi en ağırlıklı olarak 1979-1983 yılları arasında yaşanmış 1983 yılından itibaren tekrar bir hareketlilik kazanmıştır. Türkiye'nin 14 Nisan 1987 tarihinde yaptığı tam üyeik başvurusu akabinde taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda 6 Mart 1995 de 1/95 sayılı Ortalık Konseyi Kararı (OKK) ile ve ''Gümrük Birliği Kararı'' adı altında oluşum tamamlanarak 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle son döneme girilmiştir.

Karar, aşağıdaki bölüm başlıkları altında GB'nin tamamlanması ve işleyişine ilişkin şu hükümleri içermektedir:

 

* Malların serbest dolaşımı ve ticaret politikası

- Gümrük vergilerinin, miktar kısıtlamalarının ve eş etkili vergi ve tedbirlerin kaldırılması,

- Ticarette teknik engellerin kaldırılması,

- Ticaret Politikası ve Ortak Gümrük Tarifesi,

- Hassas ürünler,

- Topluluğun tercihli rejimlerinin Türkiye tarafından üstlenilmesi,

- İşlenmiş tarım ürünleri ithalatında uygulanacak sisteme ilişkin mevzuat.

* Türkiye'nin Topluluk Ortak Tarım Politikası'na uyumu ve tarım ürünleri ticaretinde uygulanacak tercihli rejim

* Gümrüklere ilişkin hükümler, Türkiye'nin Topluluk Ortak Gümrük Kodu'na uyumu ve karşılıklı idari işbirliği

* Mevzuat uyumu

- Fikri, sınai ve ticari mülkiyetin korunması,

- Rekabet kuralları ve mevzuat yakınlaştırılması,

- Devlet yardımları,

- Tekeller,

- Ticari korunma araçları.

 

* Kamu alımları

* Vergilendirme

* Kurumsal hükümler

* Uyuşmazlıkların çözümü

 

DÜNYA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.