Balıkta KDV %1'e inmeli
Özellikle deniz ile ilgili bir konuşmaya başlarken, giriş cümlemiz hep ?üç tarafımız denizlerle çevrili? diye başlıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili...
Özellikle deniz ile ilgili bir konuşmaya başlarken, giriş cümlemiz hep ?üç tarafımız denizlerle çevrili? diye başlıyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkede tüketilen balık miktarı nerdeyse denizi, izlediği filmlerde görmüş ülkelerinkine yakın. Balıkçılık iş kolu ise, Türkiye ihracatının binde 4?lük bir bölümünü oluşturuyor. Deniz zengini ülkemizin balıkçılıktaki hazin tablosunu, Deniz Ürünleri Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Niyazi Önen?e sorduk.
- Balıkçılık Türkiye?de neden hak ettiği yerde değil?
Türkiye?de balıkçılık büyük bir sektör değil. Avcılık, kültür balıkçılığı, fabrikalarda işlenen ürün ve ihracatlarla birlikte toplam 1,2 milyar dolarlık bir büyüklüğümüz var. 50 bin civarında da bir istihdam var. 2006 yılında balıkçılıktaki tüm ihracatın 464 milyon dolarlık bir rakam olduğunu görüyoruz. Türkiye ihracatının binde 4?lük bölümünü oluşturan bir iş kolu. Oldukça düşük. Ancak Türkiye?nin hem üretim hem tüketim açısından çok büyük bir potansiyeli var. Kültür balıkçılığının çok hızlı gelişmesini umut ediyoruz ve hızlı gelişmek zorunda. Neden derseniz rakamlarla söyleyelim. Türkiye?nin kültür balıkçılığında 100 bin tonluk bir üretim kapasitesi var. Bunun 60 bin tonluk bölümü denizlerden. Sınırlı kıyıları olan Yunanistan?ın ise160 bin ton, İtalya?da 320 bin ton kültür balıkçılığı üretimi var. Dünyada yaklaşık 180 milyon tonluk balık üretiminin yüzde 28?lik bölümü kültür balıkçılığından elde ediliyor. 1 milyon tonun üzerinde kültür balıkçılığı üretimi yapan ülkeler var. Türkiye?nin ne kadar geride kaldığını buradan görebiliyoruz. Bu sektörün önünün ne kadar açık olduğunu görüyoruz. Toplam su ürünleri üretimimiz yıllık 600 bin ton. Ancak bunun en büyük bölümünü Karadeniz?deki hamsi avcılığı oluşturuyor. Bu hamsinin de büyük bölümü balık unu ve yağı için un fabrikalarına gidiyor. Dolayısıyla bu 600 bin tonluk üretimin yarısını çıkarmak lazım. Türkiye?deki kişi başı balık tüketiminin de 3-4 kg civarında olduğunu görüyoruz. Dünya ortalaması 8-10 kilo. Avrupa?da ise 28 kg Japonya gibi ülkelerde 70 kg. Dünyada böyle yüksek rakamlar varsa bizde bir eksiklik var demektir. Belki en düşük seviyelerdeki ülkelerden birisi Türkiye?dir. Ülke ekonomisi açısından ciddi potansiyel var Müteşebbisler olarak bakılırsa ciddi yatırımlar yapılabilir ama zor bir sektör ve Don Kişot?luk da bizlere düşüyor. Büyük holdingler geçtiğimiz yıllarda diğer gıda maddelerine yatırım yapmışlar ama deniz ürünlerine yatırım yapan büyük firma sayısı çok az. Bir elin beş parmağını geçmez.
- Küresel ısınmanın balık üretim ve türlerin değişimine etkisi oluyor mu?
Kesinlikle oluyor. Son 17 yılda Türkiye?nin nüfusu yüzde 28 artmış. Küçükbaş ve büyükbaş hayvanların varlığına baktığımızda ise bu rakamda yüzde 31 azalma var. Üç yıl sonra Türkiye?de insanların iyi seviyede hayvansal protein alması için 3 milyon ton ete ihtiyaç var. Bu açığın yüzde 300 artması demek bunun olması fiziken imkânsız dolayısıyla bir açık var. Orta Asya?daki küresel ısınmanın ve onun sonucunda gıda üretimlerinin azalmasına etkisi çok fazla. Denizlerde dahi birtakım ekolojik değişimler yaşandığı için avcılıkta ve avcılık yerlerinde çok büyük değişiklikler oluyor. Sezonlar kayıyor, avcılıkta lokasyonlar kayıyor. Deniz suyu zamanından önce fazla ısınıyor. Katmanlar arsındaki balıkların geçişlerinde falan çok önemli değişikler var. Bazı türlerde çok ciddi azalmalar olduğunu görüyoruz. Bütün dünyayı ciddi bir tehlike bekliyor. Türkiye?nin stratejik olarak bu konuyu göz ününe lazım. Çıkış noktalarından biri ise kültür balıkçılığının Türkiye?de süratle geliştirilmesi ve buradan elde edilecek üretimle insanların ekonomik fiyatlarla sağlıklı olarak protein ihtiyaçlarının karşılaması sağlanmalı. Gıda sektöründe bu fotoğrafı çok net görebiliyoruz.
- Gıdalardaki KDV indirimi balığa da yansıdı mı?
Türkiye?deki tüketim alışkanlığında balık yok ve tüketimi en çok etkileyen konuların başında da KDV geliyor. İşlenmiş ürünlerde KDV %18 idi, seçimlere kısa süre kala yüzde 8?e indi. Çok olumlu. Altını çizerek şunu ifade etmek istiyoruz; Balıktaki KDV?nin de, et, süt ve ekmekteki gibi %1?e indirilmesi lazım. Çünkü balık lüks değil, temel tüketim maddesidir. kesinlikle KDV oranı indirilmeli.
- Orkinos üretimindeki kota sıkıntısı aşıldı mı?
Orkinos üretim kotalarındaki sıkıntı aşılmadı. Tarım bakanlığına teşekkür ederiz. ICAT kotasının daha fazla alınmasıyla ilgili olarak ellerinden geleni yaptılar. Ama çıkan sonuç bizi memnun etmedi. Bizim beklentimiz 3 bin civarında bir kotaydı. Çünkü Türkiye?nin orkinos avcılığı en az olduğu yıllarda 3 bin ton, bazen 6 bin tona kadar çıkabiliyor. Hiç orkinos yakalamayanın kotası var. Türkiye?nin yılda 5-6 bin ton orkinos avcılığı var ama kotası 880 ton. Peki biz ne yapıyoruz sektör olarak. Balıkları Türk denizlerinde Türk balıkçıları yakalıyor, ama maalesef kota tedariki için diğer ülkelerle iş birliğine gidiyoruz. Ortak balık avcılığı projelerine gidiyoruz. Türk balıkçılarının yakaladığı balıklara diğer ülkelerin balıkçılarını da ortak ediyoruz ve onların kotasını kullanıyoruz. Onların kotasını kullanmamızdan dolayı karımızdan çok ciddi miktarları yabancı ülkelerin balıkçılarına ödüyoruz. Türkiye?de orkinos üretiminde yılda bitmiş ürün olarak 4 bin tonluk bir ihracat kapasitesi ve 80-100 milyon dolarlık pazar var. Akdeniz?in 24 bin civarında kotası var. AB?nin 16 bin ton. Diğer ülkelerin ise 8 bin ton. Biz 3-4 bin ton balık yakaladığımız zaman 880 tonluk kısmını kullandıktan sonra kalan kısmını diğer ülkelerin kotasından kullanıyoruz. Bu sene Akdeniz?deki toplam orkinos avcılığı 18 bin ton civarında ama kota 24 bin tondu. Balığın yüzde 20?lik bölümünü biz yakaladık. Akdeniz?deki orkinos avcılığının yüzde 20?si, kotanın ise yüzde 4?ü bizde. Böyle bir çelişki var.
- Açık deniz balıkçılığı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Açık deniz balıkçılığımız neden geliştirilemiyor?
Türkiye?deki açık deniz balıkçılığı en fazla 12 deniz milde yapılıyor. Bizim balıkçılarımız akşamları minareyi görmek istedikleri için Cebelitarık boğazı veya Şüveyş kanalını geçmek istemiyorlar sanırım. Balıkçılarımızın sermayeleri az ve Türkiye?de balıkçı tekneleri başta olmak üzere balıkçılık sistemi yanlış. Aynı tekneyle hem hamsi, hem palamut, hem lüfer ve orkinos yakalıyorlar. Büyük büyük tekne ve makineler, mazot yakıtları çok fazla. Uluslararası standarttan üç kat fazla eleman çalıştırıyorlar. Türk balıkçıları çok verimsiz çalışıyor. Çok büyük israf var, modayı takip ediyorlar, Japon elektronik firmaları zengin oluyor. Yakında bir süreç olacak, ekonomik bakımdan zorlanacaklar. Her ne kadar Türkiye?nin şartlarından dolayı biz böyle yapıyoruz deseler de yanlış yapıyorlar. Daha küçük teknelerle daha az sayıda personelle belirli tip balıklara odaklanmaları lazım. Sezonun başından sonuna kadar her çeşit balık avcılığını yapmaları yanlış. Buraya yıllardan beri yapılmış yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar var. Bence hepsi atıl ve sonuçta hiçbir işe yaramayacak yatırımlar olacak. Ayrıca balıklar yakalandıktan sonra değerlendirilmiyor. 4-5 milyon dolara varan tekne yatırımı yapıyorlar ama teknelerin içinde yakalanan balıkları değerlendirebilecekleri üniteler yok. Balıkları iyi muhafaza edemiyorlar. Planlı üretim gerekli. Balık avcılığı başladı biranda hepsi istavrit yakalamaya başladılar. İstavrit ucuz fiyata düştü satamadılar denize döktüler. Balıklar pazara gidene kadar eline geçen paralar da düşüş oluyor. Kabzımallık sistemi iyi çalışmıyor, balıklar tüketiciye varıncaya kadar fiyatlar şişiyor. Soğuk zincirin denizden tüketiciye kadar kırılmaması gerekiyor. Bir dizi yanlışlıklar bu sektörde var ve bu sektörün ortasındaki sanayicileri olarak bunları çok net görebiliyoruz.
AB uyum sürecinde balıkçıları ne gibi zorluklar bekliyor?
Avrupa Birliği bu konularda bizi epeyi toparlayacaktır. Türkiye?deki balıkçılık çok büyük değişikliğe uğrayacak. Acıdır yaz aylarında Yunanistan?dan hamsi ve sardalye ithal ediyoruz. Yüzde 35-40 gümrük vergisi olsa dahi Yunanistan?dan gelen fiyat Türkiye?deki fiyatlarla aynı. Çünkü adamlar verimli çalışıyorlar. Teknelerinde gerekli tesisler, üniteler olduğu için tutulan balıklar 8-10 gün dayanabiliyor. Şuanda Norveç?ten yaklaşık 3 bin ton somon balığı ithal ediliyor. Bunlar denizden çıktıktan 20 gün sonra tüketiliyor ama lezzetinden bir şey kaybetmiyor. İstanbul boğazından yakalanmış çinekobu iki gün sonra o tadı alamazsınız. Tamamı böyle değil ama yüzde 90?ı anlatılanlara uyuyor.
DESAD tüketiciye odaklandı
?Deniz ve su ürünleri ile ilgili birçok dernek ve kooperatif var ancak etkin değiller ve bu kuruluşlar şuana kadar sanayi boyutunda bir organizasyonu kapsamıyor idi? diyerek konuşmasına başlayan DESAD Yönetim Kurulu Başkanı Niyazi Önen, derneğin kuruluş nedeni ve faaliyetleriyle ilgili şunları söyledi: ?Bu sektörde firmalar birbirlerine hep rakip gözüyle baktıkları için, üyelerin bir araya gelip ortak hareket etmeleri çok zordu. Bu noksandan hareket ederek Deniz Ürünleri Sanayicileri Derneği?ni (DESAD) kurduk. Böyle bir dernek büyük başarı. Artık belirli periyotlarda buluşup görüşlerimizi paylaşıyoruz. Dernek vasıtasıyla su ürünleri sektöründe en önemli sorunumuz olan tüketimin artırılması için faaliyetler yapıyoruz. Ayrıca bu sektörün gelişmesini önleyen bürokratik ve stratejik engellerin kaldırılması için çalışıyoruz. Tüketimi artırmak için en önemli hareketimiz tattırma. Üyelerimizin çeşitli ürünlerini tüketicilere tattırarak daha fazla alınmasını sağlamak gibi projeler üzerinde çalışıyoruz. Yakın zamanda zincirleme marketlerden başlayarak çeşitli ürünlerin tattırılmasını yapacağız ve pazarın büyümesini sağlayacağız. Bütçelere göre hareket etmemiz lazım. Her üyenin yurtiçinde yaptığı cirodan belirli bir miktarı derneğe aktarıp bir fonda toplayıp, bu fonu tanıtım amacıyla kullanmak gibi projelerimiz var.?
Murat ERDOĞAN - PERŞEMBE ROTASI







Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.