Havayolu Etiği

Dr. Güntürk Üstün

İş hacmi ve popülaritesi hangi düzeyde olursa olsun, bir havayolu/sivil havacılık şirketinin bütün sektör ve sektör dışı paydaşlarla [elbette "lojistik" sektörü dahil] olan ilişkilerinde güven inşa edip, bu güveni kalıcı kılması, ayrıca etik davranış standartlarını en üst düzeyde tutması ilgili ulaştırma kuruluşunun temel değerlerinin olmazsa olmaz unsurlarını teşkil etmeli ve söz konusu havayolu şirketi bu temel değerlerle tutarlı bir şekilde hareket etmeyi, dürüstlük ve doğrulukla iş faaliyetlerini yürütmenin garantisini verebilmelidir.  Bir sivil havacılık kuruluşu işlerini yüksek etik standartlara bağlı kalarak yürüttüğü sürece, doğallıkla bundan hem gurur duyacak hem de faaliyetlerindeki çeşitli iş ortaklarından aynı davranış standartlarıyla karşılık bekleme hakkına sahip olacaktır. Her şeyden önce sivil havacılık dünyasının tüm dolaysız ve dolaylı ortakları salt hizmet sundukları ülkelerin yasalarına değil, her şirket kültürünün ayrılmaz bir parçası konumundaki etik kurallara da uyma zorunluluğunun blincine varmış olmalıdırlar. Özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde kimileyin kimi havayolu şirketi etik kurallarının ilgili devletlerin sivil havacılık uygulamasına ait kanunlarından çok daha katı bir karakter taşıyabileceği hiç kimseyi şaşırtmamalıdır [Örneğin, bir ülkedeki sivil havacılık kanunlarına göre, kokpit ekibinin herhangi bir üyesinin kanında tehlike arz etmeyecek düzeyde bir alkol oranı resmen belirlenmişken, aynı ülkedeki kimi havayolu kuruluşları uçuş öncesi kanında, hangi miktarda olursa olsun, alkol saptanan bir kokpit ekibi üyesinin işine, şirket etik tüzüğü çerçevesinde, derhal son verebilmektedir.].

İş hacmi ve filo büyüklüğü değişkenlik gösterse de, gezegenimizdeki yolcu ve/veya kargo taşımacılığı yapan bütün havayolu kuruluşları bir yandan endüstrideki saygınlıklarını korumak, diğer yandan da iş aktivitelerini bilinçli ve duyarlı bir küresel vatandaş sıfatıyla yürütme sorumluluklarının farkında olmak durumundadırlar ki böyle bir durum ancak ilgili kuruluşların her kademeden çalışanının yüksek etik standartları gözetip, tüm iş ilişkilerinde dürüstlüğü ön plana çıkarmasıyla mümkündür. Bu açıdan her sivil havacılık şirketi, zaman içerisinde, şirketin yüksek standartlarda mesleki ve etik davranış sergileme ve sürdürme yükümlülüğünü desteklemek amacıyla bir iş davranış ve etik uygulamalar kurallarıyla bu kurallara uyum programı oluşturur. Şirket büyüklüğüyle koşut olarak ciddi yatırımlar gerektiren ilgili programın kusursuz biçimde işletilmesi şüphesiz oylumlu bir önem arz etmektedir. Her ne kadar havayolu şirketleri arasında doğal birtakım farlılıklar gösterse de, sözünü ettiğim programda genelde şu temel etik değerler yer alır: DÜRÜSTLÜK-DOĞRULUK, ADALETLİLİK , GÜVENİLİRLİK, NİTELİKLİLİK. Belirttiğim bu değerler bir bütün teşkil ettiği gibi, aynı zamanda bir havayolu şirketinin nesilden nesile aktaracağı kültürel miraslarından biri olma özelliğini de taşımaktadır. Bu tür bir miras, ilgili şirketin kendine daha güçlü bir sektörel değer yaratabilme ve faaliyetlerini tam bir saygınlıkla yürütebilme becerisi için olmazsa olmaz unsurlardandır. O nedenledir ki havayolu kuruluşları her derecedeki yolsuzluk, rüşvet, kişi kayırmaca, çıkar çatışması ve haksız rekabet bileşenleri karşısında sadece ulusal ve uluslararası yasalarla yönetmelikleri değil, kendi şirket içi etik kurallarının taşıdığı yaptırım gücünü de kesinlikle yadsımamayı çokluk zor, fakat asla unutulmayacak yol(lar)dan öğrenmişlerdir.

Gerçek anlamda 1950’lerin sonunda başlayıp, 1960’lı yıllarda âdeta akıllara durgunluk verici bir ilerleme hamlesiyle günümüze dek ulaşan ve adına “Jet Çağı” denilen büyüleyici süreçte, sivil havacılık dünyasında sıklık ve öncelikle MİSYON, VİZYON, YENİLİKÇİLİK, YARATICILIK, HIZ, KONFOR, HESAPLI FİYAT, MİL KAZANMA, BEDAVA BİLET, SEKTÖR LİDERLİĞİ gibi sözcüklerin sarf edilmesine rağmen, ETİK ya da ETİK DEĞERLER sözcüklerinin aynı sıklık ve öncelikle dile getirilmemesi hayli düşündürücüdür (Oysa dile getirilmelidirler!).

Günlük hayatımızdaki, geçmişe tutkunluk derecesinde saplanıp kalmayı kabullenmeye hiç mi hiç yakın ve yatkın durmayan devinimli değişimler gibi, havayolu ulaşımındaki yönetim ve liderlik anlayışı da ciddi değişiklikler deneyimlemekte. Öyle ki, artık gezegenimizdeki en gözde sivil havacılık kurumlarının en üst kademelerine bir tür lider konumunda atanacak yönetici adaylarında en sık aranılan özelliklerin başında tüm ekipdaşlarına saygı ve sevecenlikle yaklaşmak, sorumluluk sahibi olmak, dürüstlükle özdeşleşmişlik gibi nitelikler, sektör tecrübesinin niceliği kadar revaçta. Bir diğer deyişle, belki de bütün ulaştırma ve taşımacılık evreninin en yenilikçi elemanı sayılabilecek sivil havacılığın 21’inci yüzyıldaki fark ve farkındalık yaratacak “lider yönetici” tiplemesiyle burun buruna gelmiş (ama çarpışmamış) gibi buluyoruz kendimizi. Havayolu camiasının seçkin duayenleri ve emeksever, özverili çalışanlarını bilemem, fakat ben mütevazi bir sivil havacılık meraklısı şair-yazar olarak rahatlıkla şu çıkarımda bulunabilirim: Yukarıdaki satırlarda kendimce betimlemeye çalıştığım, aslında günümüzün ve gelecek zamanların “etik liderlik” kavramıdır.

Peki, o takdirde, şu an okumakta olduğunuz bu haftaki köşe yazımın kısa başlığının geniş kapsama alanı içinde bugünün havayolu işletmelerinin gözünde “etik liderlik” kavramının taşıdığı özet anlam ne olabilir? Kanımca “etik liderlik”, başarılı olmayı ilke edinmiş liderliktir ve böylesi bir liderliğin temel amacı, finansal kaygılar kadar hem çalışan hem de müşteri memnuniyetiyle marka/şirket bağlılığını gözetmek, ayrıca da güven uyandırıp güven kazandırmaktır. Hatta diyebilirim ki “etik liderlik”, kendini kavramların görece katı sınırları içerisine kapatmayarak, etiğin kanat uçlarındaki sancak ve iskele ışıklarının cılız gibi görünen aydınlatıcılığının yardımıyla dürüstlüğü, güvenilirliği, çalışkanlığı şirket/kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası yapmaktır! Yani, etik kavramını kullanılmayan bir kuram olarak pörsümekten kurtarıp, eğitime yönelik uygulanabilir, dinamik bir eyleme dönüştürmektir. Belki kimilerinize ilk bakışta düşçülük gibi görünebilecek bu tür “etik liderler”in yönetimindeki havayolu işletmelerini acaba duyduk duymadık bunaltıcı-bıktırıcı sorunlar önce yavaşlatıp, sonra da durdurup “ulaşım ligi”nin uzaklarına fırlatıp atabilir mi? Bu soruya benim yanıtım, bir Airbus A380 kardeşimin iriliğinde “Hayır”dır!

Neredeyse üzerinden 20 seneye yakın bir zaman geçen 11 Eylül terör saldırıları sonrasında havayolu camiasının gerek havalimanı gerekse de uçuş güvenliği konusunda kendisini sürekli biçimde yenilemesi ve tehlikeli bir rehavete kapılmadan devamlı bir uyanıklık hali içinde olmasının gitgide sektörün ulusal ve uluslararası belleğinde daha fazla yer kapladığını görmek sevindiricidir. Bununla birlikte, hâlâ kesin sebepleri endişe verici boyutlarda gizemini koruyan az sayıda yolcu jeti kazası ve geçtiğimiz Mart ayı ortasından beri süren (ve ne zaman, ne şekilde sonlanacağı tam bilinmeyen) "Boeing 737 MAX" tipi uçaklara ilişkin uçuş yasağı, sivil havacılık sektörünün aniden ne denli zedelenebilir bir nitelik kazanabileceğini bize gayet net anımsatmaktadır. Çok da uzun olmayan bir zaman sonra kimi seyir hatlarında yeniden süpersonik yolcu uçağı [efsanevi "Concorde"dan daha hızlı ve daha sessiz] seferlerine başlanacağının sinyallerinin yanıp söndüğü günümüzde, küresel havayolu endüstrisinin estetik ve ekonomik öngörüleri kadar, etik değerlerine de dört kanadıyla sarılmasının koşulsuz gerekliliğine inanıyorum.

Verimli günler ve gelecek pazar yine bu sütunda görüşmek üzere.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.