DENİZCİLİK BASINI ve DTO

Selçuk Onur
Bir denizci dostum anlatmıştı. Ülkenin birinde bir gemimiz yaklaşık 1.5 ay tutuluyor. Gerekçe de, gemide kokain bulunması. 1.5 ay sonunda gemi serbest bırakılıyor. Eğer, bu olayı ulusal medya duysaydı “Türk gemisi, uyuşturucu bulunduğu gerekçesiyle tutuldu” diye aktarırdı. Ama, denizciler ve deniz basını bilir ki, kokaini bir yağcı ya da gemici sokmuş veya kullanıyor olabilir. Haberi bu şekilde verip, tüm gemi personelini, geminin armatörünü hatta Türk Bayrağı’nı zan altında bırakmamak gerekir. Gene son günlerde bir kaza edebiyatıdır gidiyor. Hatta bir medya kuruluşumuz o denli ileri gitti ki, deniz taşımacılığının “güvensiz” olduğu tartışmaları yapılır hale geldi. Buna en iyi yanıt ise  İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy’un DTO Yönetim Kurulu toplantısında açıkladığı çarpıcı verilerdir. Paksoy, günde 1200, Cumartesi-Pazar yoğunluğu da katıldığında yılda 500 bin sefer yapıldığını ve şu ana kadar ölüm vakasının yaşanmadığının altını çiziyor. (Güvenlik görevlisi vakası, karada yaşanmıştır) Hangi taşıma modunda bu orana ulaşabilirsiniz. Denizcilik sektöründe “her ne kadar bazı büyüklerimiz yok saysa da”, bir denizcilik basını gerçeği var. Ancak, içlerinde benim de olduğum; sektörden haber verirken daha dikkatli olması gereken bu grup, bir yanlışa ortak oldu. Anımsayın lütfen! LOJİPORT dahil, tüm denizcilik sitelerinde “8 armatör gözaltına alındı” şeklinde bir haber yer aldı. Hepimiz, araştırma gereği duymadan, sadece sansasyonel olduğu için portallerimize taşıdık. Fakat, haber eksiklerle doluydu; görmezden geldik. “8 armatörün gözaltına alınmasıydı önemli olan” Sebep, akaryakıt kaçakçılığı, ama tek bir isim bile yoktu. Jandarma, ajansa öyle bilgi vermişti. Biz de, koymuştuk sitelerimizin manşetine. Sonradan anlaşıldı ki, haberdeki armatörler, aslında balıkçı teknelerinin sahipleriymiş. Aralarında kum kosteri olan biri de var. Armatör tanımına en uyan da o... DTO ne yapar? Tamam, biz bir yanlış yaptık. Ama, ülke ekonomisine en büyük katma değeri sağlayan sektörel sivil toplum örgütlerinden biri olan Deniz Ticaret Odası’nın yönetimi de, bu yanlışa kayıtsız kalmakla yanlış yapmıştır. Üyelerini savunmasız bırakmıştır. Kayıtsız kalması doğaldır. Çünkü, DTO’da “Haberiniz yanlıştır. Üyelerimizden hiçbiri söz konusu haberin muhatabı değildir” diyecek bir birim yoktur. Bir şube olan destroyer İzmir, bunu söyleyebilir. Ama, amiral gemisi DTO söyleyemez. Çünkü, DTO kurumsallaşmanın en önemli ayaklarından birini teşkil eden basın ve halkla ilişkiler bölümüne sahip değildir.

Metin Kalkavan, DTO Başkanlığı ile holding başkanlığının ayrımını yapmalı

60. Hükümet’in kurulduğu günlerde, gazetem DÜNYA Perşembe Rotası adına DTO Başkanı Sayın Metin Kalkavan’ı aradım. Cep telefonunu sekreteri yanıtladı ve Kalkavan’ın müsait olmadığını söyledi. Ben de, DTO Başkanı’na yeni hükümetten denizcilik sektörünün beklentilerini soracağımı aktararak, geri dönmesi için irtibat numaralarımı bıraktım. Ne arayan oldu ne soran. Sayın Metin Kalkavan’dan Turkon Holding adına bir görüşme talep etsem, kişisel tercihini kullanabilir; beni yanıtlamaz, görüşme talebimi de kabul etmeyebilirdi. Ama, Metin Kalkavan Deniz Ticaret Odası’nın Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Ben de kamu görevi yapan biri olarak, denizcileri temsil eden kurumun başındaki yöneticinin hükümetten taleplerini aktaracaktım okurlarıma. Aslında sorunun çözümü gene yukardaki cümlelerde yatıyor. Bir basın ve halkla ilişkiler birimi olmadığı için direkt cep telefonundan aramıştım Sayın Kalkavan’ı. Halbuki bu iş kurumlarda hiyerarşik bir silsile izler. Ama, DTO’da bu şansımız olmadığı için direkt ulaşmaya çalışıyoruz aradıklarımıza. Sayın DTO yöneticileri, lütfen artık bu eksikliği görünüz. Oda, yapılan restorasyonlarla pırıl pırıl bir görünüme kavuştu. Kurum olmanın son ayağını da tamamlayınız lütfen.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.