Bu Yılın En Heyecanlı Seçimi

Dr. Kerem Şahinboy

Türkiye’de sonbahar denince akla hasat, okul defteri ve elektrik faturası gelir. Denizcilik camiasında ise bu yıl tek bir başlık var. İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın Ekim ve Kasım aylarında yapılacak seçimleri, uzun süredir görmediğimiz kadar heyecanlı bir yarışa sahne olacak. Sebebi basit. Haziran ayındaki Meclis toplantısında Tamer Kıran üçüncü dönem için aday olmayacağını duyurdu. Koltuğun boşaldığı haberi camiada yayılmadan önce Şadan Kaptanoğlu kendi sosyal medya hesabından adaylığını ilan etmiş, aynı toplantıda hem o hem de Recep Düzgit kürsüye çıkarak niyetlerini resmileştirmişti. Boşluk ile adaylıklar arasında geçen süre, bir çay servisinden kısaydı.

Bu seçim neden önemli? Kıran’ın veda konuşmasında paylaştığı rakam iyi bir başlangıç noktası aslında. 2018’de devraldıkları 97 milyon liralık oda bütçesi, 2026’da 1 milyar 700 milyon lira olarak bağlanmış. Nominal olarak yaklaşık on yedi buçuk kat bir genişlemeden bahsediyoruz. Bu rakamı doğrudan bir performans ölçütü saymak yanıltıcı olur, çünkü aynı dönemde fiyatlar genel düzeyi de çok yüksek oranda arttı; reel karşılığı görmek isteyen okuyucunun 2018–2026 birikimli TÜFE serisini esas alması gerekir. Yine de nominal büyüklük, kurumun ölçeği hakkında bize bir şey söylüyor. Kırk sekiz meslek komitesi ve on bini aşkın üyesiyle DTO artık yalnızca armatörün derdini Ankara’ya taşıyan bir lobi masası değil. Acenteyi, forwarder’ı, limanı, brokeri, tersaneyi, yatçıyı ve balıkçıyı aynı çatı altında toplayan, İzmir’den Aliağa’ya, Kocaeli’nden Fethiye’ye uzanan şube ağıyla oldukça heterojen bir yapı bu kurum.

Önce sandık matematiği

DTO seçimleri kamuoyu yoklamalarıyla okunabilen seçimler değildir. Belirleyici olan meslek komitesi listeleri, meclis dengeleri ve kulis trafiğidir. 2018 rakamları bunu açıkça gösteriyor. 8 Nisan 2018’de 7.605 seçmen üyeden 4.148’i sandığa gitti ve bu, oda tarihinin rekor katılımı olarak kaydedildi. Aynı seçimde Tamer Kıran’ın mavi listesi kırk sekiz komiteden otuz ikisini, Metin Kalkavan’ın beyaz listesi on altısını kazandı. Komite düzeyindeki bu üstünlük mecliste 82’ye 37’lik bir tabloya dönüştü. Yani başkan adayının özgeçmişi kadar, hangi komitede kimin listede olduğu da sonucu belirledi. Yazının sonunda tekrar döneceğim noktayı baştan söyleyeyim. Bu seçimi CV’ler değil, listeler bitirecek.

2022 tablosu ise tam tersi bir örnek. 15 Ekim 2022’de Piri Reis Üniversitesi’nde yapılan seçimlerde rekabet son derece sınırlı kaldı. Sandığa mavi, turuncu ve beyaz olmak üzere üç liste girdi; oy kullanan 1.945 üyenin 1.800’ü mavi listeyi, 126’sı turuncuyu, 19’u beyazı tercih etti. Mavi liste kırk sekiz komitenin kırk yedisini kazanırken turuncu liste yalnızca bir komiteyi alabildi. Altı gün sonraki yönetim kurulu seçiminde ise kullanılan 104 oyun 103’ü Kıran’a gitti. Karşı ağırlığın bu ölçekte kaldığı bir seçimde ne katılımın ne de temsil gücünün gerçek anlamda sınanma imkânı vardır. Dolayısıyla 2026, odanın sekiz yıl aradan sonra gerçek anlamda test edileceği ilk sandık olma özelliğini taşıyor. Camiadaki heyecan biraz da bundan kaynaklanıyor.

Bir başka detay tabloyu daha ilginç kılıyor. 2018 sonrası dönemde her iki aday da odanın başkan yardımcılığı görevinde bulundu. Ortada klasik anlamda bir iktidar muhalefet karşıtlığı yok. Aynı mutfakta pişmiş iki yönetici, kurumun önümüzdeki dört yılda hangi işi öncelikli yapması gerektiği konusunda ayrışıyor. Bu, daha az heyecanlı değil. Sadece daha zarif. Umarım kazanan taraf o gün, rakibinin elini tutar ve zaferi birlikte kutlayarak birlik beraberlik mesajı da verir.

Recep Düzgit ve sistemi içeriden bilmenin avantajı

Düzgit’in en görünür gücü, odanın nasıl çalıştığını uzun yıllardır içeriden biliyor olması. Boğaziçi Üniversitesi İktisat mezunu, ekonomi hukuku alanında yüksek lisansı var. Kendi anlatımıyla denizcilik kariyeri 1994’teki Türk Boğazları Deniz Trafik Tüzüğü çalışmalarına, oda içindeki görevleri ise 1995’e uzanıyor. Otuz iki yıllık bir birikimden söz ediyoruz. Bugün Düzgit Grup Yönetim Kurulu Başkanı, İMEAK DTO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Vapur Donatanları ve Acenteleri Derneği Başkanı ve TOBB Türkiye Denizcilik Meclisi Başkanı. Sonuncu göreve 2024 Mart’ında yeniden seçildi.

Bu son görev, forwarder ve acente tarafındaki okuyucu için özellikle anlamlı. Denizcilik Meclisi’nin gündemi teorik başlıklardan oluşmuyor. Transit ve aktarma yükündeki denetim uygulamaları, gümrük süreçleri, acentelere kesilen cezalar, daha önceki yazılarımda eleştirdiğim nisbi aidat sistemi, terminal maliyetleri ve tersane kapasitesi gibi başlıklar günlük operasyonun tam ortasında duruyor.

Yakın tarihli somut bir örnek de var. 14 Mayıs 2026 tarihli ve 33253 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemi Acenteleri Yönetmeliği sektörde ciddi tartışma yarattı. Düzgit’in kamuoyuna yaptığı açıklamaya göre süreç taslak aşamasından itibaren izlendi ve oda üyelerinin katkısıyla hazırlanan görüşler 21 Mart 2025 ile 29 Ağustos 2025 tarihlerinde idareye iletildi. Aynı açıklamaya göre Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün 24 Temmuz 2026 tarihli yazısıyla acente sorumlularında kabul edilen mezuniyet alanları genişletildi; sermaye şartındaki yıllık artışın her yıl ayrıca takip edilmeyip beş yıllık yetki belgesi yenilemesinde değerlendirileceği de netleşti. Uzlaşılamayan hükümler için Vapur Donatanları ve Acenteleri Derneği 13 Temmuz 2026’da Danıştay’a başvurdu ve yine Düzgit’in açıklamasına göre dosya Danıştay Onuncu Dairesinin E.2026/5798 esasında görülüyor. İptal isteminin konusu olan başlıklar arasında mevcut çalışanların kazanılmış haklarını korumayan eğitim şartları, merkez acentelerde denizcilik mezunu istihdam zorunluluğu, yetki belgelerinin tedbiren askıya alınması ve sermayenin her yıl yeniden değerleme oranında artırılması yer alıyor. Mevzuat lobisinin nasıl işlediğine dair ders niteliğinde bir vaka. Hassas bir konu.

Düzgit’in zayıf noktası tam da kuvvetinin gölgesinde duruyor. Süreklilik algısı. Benzer bir tepkiyi Rıfat Hisarcıklıoğlu saltanatı için de bir köşe yazımda vermiştim. Sekiz yıllık mesainin kazandırdığı kurumsal hafıza gerçek bir değerdir, ancak bu kalıcı bir iktidara dönüşmemeli. Seçim ortamı varsa, değişimin de gerekliliğini benimsemiş kadrolar görev yapmalı. Makamlar kişilerin şahsi hedeflerine hizmet etmemeli, aksine kişiler o makamların hedeflerine hizmet etmeliler. TOBB’daki yanlışı yapmayalım.

Şadan Kaptanoğlu ve uluslararası masanın dili

Kaptanoğlu’nun özgeçmişindeki BIMCO Başkanlığı, Türk denizciliği ölçeğinde nadir bir referans. 14 Mayıs 2019’da Atina’daki genel kurulda seçildi ve 2021’e kadar dünyanın en büyük uluslararası denizcilik birliğinin başında kaldı. İlk kadın ve ilk Türk başkan olması işin sembolik tarafı ve çok değerlidir. Asıl kıymetli olan, o masada nelerin konuşulduğu elbette. Yüzden fazla ülkeden yaklaşık iki bin üyeyi temsil eden bir yapının başkanı olarak, IMO düzenlemelerinin, charter party standartlarının, yaptırımların, emisyon rejimlerinin ve gemi adamı politikalarının tartışıldığı küresel denizcilik masasının en üst düzeyinde yer aldı ve çağdaş Türk kadınını başarıyla temsil etti. Görevi devraldığında sektörün önündeki büyük dosya IMO 2020 küresel kükürt üst sınırıydı; yakıttaki kükürt oranı, emisyon kontrol alanları dışında yüzde 3,50’den yüzde 0,50 m/m seviyesine indiriliyordu. Bugün aynı masada karbon fiyatlaması var. CII (Carbon Intensity Indicator) konusu benim de özel ilgi alanıma giriyor.

Şadan Hanım’ın akademik altyapısı da denizciliğe özgü. Cass, bugünkü adıyla Bayes Business School’da Shipping, Finance and Trade yüksek lisansı, ardından De Montfort Üniversitesi’nde doktora. Ticari tarafta üçüncü kuşak bir armatör ailesinden geliyor; Kaptanoğlu Denizcilik’in yöneticiliğinin yanı sıra ailenin tersanecilik faaliyetleriyle de yakın bağ içinde. TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanlığı ile INTERMEPA başkan yardımcılığı, deniz çevresi ve sürdürülebilirlik alanında uzun soluklu bir kurumsal deneyim sağlıyor. 2008’de Seatrade Yılın Genç Denizcisi ödülünü alan ilk isim olması, bu birikimin bugün başlamadığını gösteriyor. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınlarımızın nelere vakıf olduklarının en güzel örneklerinden biri.

Kampanyası da bu profille tutarlı. “Denizde Yeni Rota” adıyla bir hareket kurdu ve sekiz stratejik adım açıkladı. Değişen dünyaya uyum, temsilde yeni dönem, üyeye dokunan somut hizmet, yeşil dönüşümde sektöre pusula olmak, uluslararası alanda güçlü ve sürekli ses, kamu ile özel sektör ve sivil toplum arasında koordinasyon, her şubeye ve her meslek koluna eşit ilgi, gençlere ve kadınlara kapı açmak. Kendi ifadesiyle amacı, odayı sorunları not eden bir kurum olmaktan çıkarıp ölçülebilir sonuç üreten bir yapıya dönüştürmek. Listesinin rengini de sarı olarak açıkladı. DTO folklorunda mavi ve beyazdan sonra üçüncü bir renk görmek başlı başına bir yenilik sayılır.

Bir eleştirimiz illa ki olacak. Kampanya metni henüz bir performans kanıtı değil. Ölçülebilir sonuç vaadi, ölçüleceği güne kadar vaat olarak kalır. İkinci risk temsil genişliğiyle ilgili. Kaptanoğlu armatör ve tersane ekseninden geliyor, oysa seçmen tabanının önemli bir kısmı acente, forwarder, terminal hizmeti ve KOBİ ölçeğindeki işletmelerden oluşuyor. Kampanyanın bu noktayı gördüğüne dair işaretler var. Sekiz maddenin ikisi doğrudan temsil ve şube dengesine ayrılmış durumda, Koster Armatörleri Derneği ziyaretinde ise filo yenileme masaya yatırılmış. Vurgunun gerçek karşılığını yine de liste kompozisyonu gösterecek. Bu seçimde forwarder’lara konuşan taraf önemli bir avantaj sağlayacaktır. Not edelim.

Takvimin kendisi bir argüman

İki adayın hangi işi öncelikli yapacağını tartışırken çoğu zaman gözden kaçan bir değişken var. Takvim. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Net Sıfır Çerçevesi, Nisan 2025’te MEPC 83’te onaylandıktan sonra Ekim 2025’teki olağanüstü oturumda kabul edilemedi ve karar bir yıl ertelendi. Elli yedi üye ertelemeden, kırk dokuzu devam etmekten yana oy kullandı. Nisan sonu ile Mayıs başında toplanan MEPC 84 sonrasında süreç yeniden takvime bağlandı ve çerçevenin kabulüne ilişkin oturumun Aralık 2026 başında yeniden açılması öngörülüyor. Kesin tarih, hemen öncesinde toplanacak MEPC 85’in teyidine bağlı.

Şimdi yukarıdaki ‘teknik’ paragrafı ve bu tarihin anlamını sektörün diline çevirelim. Seçim takvimi öngörüldüğü biçimde işlerse DTO’nun yeni yönetimi Kasım ayı içinde göreve başlamış olacak. Küresel denizciliğin sera gazı yakıt yoğunluğu hedeflerini, fiyatlama mekanizmasını ve ödül sistemini belirleyecek karar ise aradan yalnızca birkaç hafta geçtikten sonra masaya gelecek. Yeni yönetimin ilk gerçek icraatı, mutat tebrik turları değil, bir uluslararası rejimin Türk filosuna maliyetini hesaplamak ve bunu üyeye anlatmak olacak. Metin kabul edilirse yürürlük takvimi 2028 ufkuna işaret ediyor, yani filo yenileme ve finansman kararlarının bugünden verilmesi gerekiyor. Kabul edilmezse belirsizlik uzuyor, ki belirsizlik özellikle koster ölçeğindeki armatör için doğrudan maliyet demek.

Bu tabloda hangi tür deneyimin daha çabuk işe yarayacağı sorusu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ankara’daki mevzuat trafiğini yönetmek ile Londra’daki müzakere masasında oturmuş olmak farklı becerilerdir. Her ikisine de ihtiyaç var. Fakat önümüzdeki dört yılın ilk büyük sınavının nerede yapılacağı şimdiden belli. Bu sebeple mevcut adaylarla çok çekişmeli bir seçim olacağını söylemek çok da zor değil. Ronaldo mu Messi mi tartışması yapıyoruz. Elimizdeki kaliteli insan hazinesinden dolayı ne kadar mutlu olsak azdır. Çok iyiyle mükemmel arasında bir seçim yapmaya çalışıyoruz.

Ortak fırsat, ortak tehdit

İki aday da aynı dış koşullarla çalışacak. Fırsat tarafında geniş bir alan duruyor. Emisyon rejimlerine uyum maliyetinin üyeye anlatılması, koster ve genel filo yenileme finansmanı, veri paylaşımı ve dijital belge altyapısı, gemi geri dönüşümü, insan kaynağı. Sonuncusu özellikle ihmal ediliyor. Gemi Mühendisleri Odası’nın 2025 Denizcilik Sektör Raporu üzerine yayımladığı değerlendirmede aktarılan BIMCO ve ICS verilerine göre dünya ticaret filosunda 39.100 STCW belgeli zabit açığı bulunuyor ve 2030’a kadar 113.735 ilave zabite ihtiyaç duyulacak. Türkiye’de denizcilik fakülteleri ile meslek yüksekokullarında toplam 12.391 öğrenci var. Elbette bu iki sayı doğrudan karşılaştırılabilir değildir; 12.391 öğrencinin tamamı mezun olup STCW zabit havuzuna, oradan da uluslararası filoya dönüşmeyecektir. Yine de iki büyüklük arasındaki bağı kuracak bir yerleştirme ve tanıtım mekanizması, oda için hem döviz girdisi hem de mesleki itibar üretebilecek en somut projelerden biri. Merak edenler Seafarer Workforce Report 2026 çalışmasına göz atabilirler.

Tehdit tarafında ise klasik oda hastalığı bekliyor. Kırk sekiz meslek komitesinin talepleri çoğu zaman birbiriyle çelişir. Armatörün lehine olan bir düzenleme acentenin aleyhine olabilir, terminalin istediği tarife forwarder’ın maliyetidir. Odanın gerçek sınavı, bu çatışmaları herkesi memnun etmeye çalışarak değil, şeffaf bir öncelik sırası kurarak yönetebilmesi. On bin üyeli bir yapıda herkese eşit mesafede durmak, çoğu zaman kimseye yeterince yaklaşmamak anlamına gelir.

Peki forwarder ne yapmalı?

Taşıma işleri organizatörü, acente ve terminal tarafındaki okuyucunun önceliklerinin armatörünkiyle birebir örtüşmediğini kabul edelim. Transit ve aktarma yükü, gümrük ve antrepo uygulamaları, konteyner hatlarıyla ilişkiler, liman maliyetleri, acentelik mevzuatı ve dijital veri alışverişi bizim gündemimizin merkezinde duruyor. Bu nedenle iki adaya da sorulacak soru “vizyonunuz nedir” değil. Çok daha sıkıcı ama çok daha yararlı olanı sormak gerekiyor. Yönetim kurulunda ve mecliste hangi meslek grubunu kim temsil edecek? Komite listelerinde acente ve forwarder tarafına kaç sıra ayrılacak? Odanın hazırladığı görüşün ne kadarı mevzuata yansıdı, ne kadarı dosyada kaldı? Sonuncusu ölçülebilir bir sorudur ve cevabı kayıtlıdır.

Ben buna bir soru daha eklerdim. Aralık ayındaki IMO oturumunda Türk denizciliğini kim, hangi sıfatla ve hangi hazırlıkla temsil edecek? Cevabı olan aday, önümüzdeki dört yılın ilk sınavına çalışmış demektir.

Bu yazı bir oy çağrısı değil, kamuya açık veriyle yapılmış bir okuma olarak değerlendirilmeli. Elimizdekiyle söylenebilecek dürüst cümle şu. Recep Düzgit, mevcut mekanizmayı en hızlı çalıştıracak profili sunuyor. Şadan Kaptanoğlu, kurumu önümüzdeki on yılın gündemine göre yeniden kurgulama iddiasını taşıyor. İkisi de kendi içinde tutarlı, ikisi de saygıdeğer ve deneyimli. Aralarındaki fark bir yetkinlik farkından çok, odanın hangi işi öncelikli yapması gerektiğine dair bir tercih farkı. Şu kadarını eklemek isterim ki önümüzdeki dört yılın gündemi büyük ölçüde Türkiye dışında yazılacak. Bu gerçeği hesaba katan bir okuma, tercih alanını kendiliğinden daraltıyor. Yine de gönlümden geçen, bir Türk kadının Türk denizciliğine yön verecek o koltuğa seçilmesidir.

Kasım geldiğinde kazananın adı belli olacak. Hepimiz gidip oy kullanacağız. Üyelere sesleniyorum. Lütfen oy kullanın. Asıl merak edilmesi gereken, kazananın yanında kimlerin oturduğudur. Çünkü DTO’da başkan yön verir, komiteler gündemi üretir; Meclis ve Yönetim Kurulu ise o gündemi karara dönüştürür. Sandığa kadar listeleri okuyalım. Kampanya broşürlerini okumak için nasılsa bol bol vaktimiz olacak.

Önemli Not. Her iki kıymetli adayımıza da buradan bir çağrı yapmak isterim. Geliniz, açık oturum formatında, adaylığınızı ve DTO’da neler yapmayı planladığınızı Lojiport TV’de karşılıklı olarak konuşalım. Misafirimiz olun. Biz soralım, sizler de yanıtlarınızla sizi desteklemeyi düşünenlerin merak ettiklerini yanıtlayın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.