Başka Türlü Bir “Yüzen Şehir”

Dr. Güntürk Üstün

Ülkemizden İstanbul, Antalya, Kuşadası, Bodrum, Alanya, İzmir, Çeşme, Alaçatı, Marmaris, Göcek, Adrasan ve adları öyle saymakla kolay bitecek gibi durmayan, deniz kıyısındaki daha nice gözde ve hemen hemen benzersiz tatil beldesi için daha fazla turiste “hayır” demek gibi bir düşünce ne yöneticilerin ne de yöre halkının kıvrak zekâlarının kıyılarının ucundan bile geçmezken, yeryüzündeki kimi şehir, kasaba ve ada için durum inanması kimileyin zor bir farklılık gösterebiliyor. Örnek mi? Barselona (İspanya), Dubrovnik (Hırvatistan), Santorini (Yunanistan), Hawaii (Amerika Birleşik Devletleri), Amsterdam (Hollanda), Paris (Fransa) ilk anda belleğe düşebilecek isimler! Ancak bu adlar içinde özellikle hemen belirtmeyip, sona sakladığım bir tanesi var ki, söz konusu efsaneleşmiş tarihi liman kenti artık neredeyse “overtourism=aşırı turizm” olgusuyla özdeşleşmiş durumda! Eminim ki, ömenli bir kısmınız Venedik’ten dem vurduğumu çabucak anladınız! Dilerseniz, Venedik rıhtımları, kanalları, köprüleri, meydanları ve sokaklarındaki “overtourism=aşırı turizm” realitesinin en son haline değinmeden önce sizlere İngilizce kökenli şu artık hayli popülerleşmiş sözcük hakkında kısa bir anımsatmada bulunmak istiyorum.                  

İngilizce orijinli “overtourism,” Türkçemize çok özet biçimde “aşırı turizm” ya da “turizm fazlası” diye çevirilebilecek bir kelime. İlgili terime şöyle biraz daha detaylıca göz atılırsa “aşırı turizm”in, söz konusu olduğu bölge sakinlerinin yaşam tarzlarını kalıcı biçimde olumsuz birtakım değişikliklere uğratabilen bir tür aşırı sayıda yerli ve/veya yabancı turist akını şeklinde tanımlanması mümkün. “Aşırı turizm” konusundaki temel görüş, başta plajlar, tarihsel önem taşıyan yöreler, ormanlık alanlar, parklar, altyapı ve trafik düzeninin bozulması ile emlak piyasasındaki büyük dalgalanmalar ve hayat pahalılığı olmak üzere ilgili bölgelerdeki sosyo-ekonomik dengenin yerel halk aleyhine ciddi biçimde yozlaşması kaygısıdır. Öyle ki, zaman zaman aşırı gezgin kalabalığı ile yöre halkı arasında farklı boyutta çatışmalara bile rastlanılabilinmekte ve her nedense genelde basite indirgenmeye çalışılan, aslında son derece karmaşık “aşırı turizm” olgusu, şimdilerde turizme atfedilen tüm negatif etkileri bütüncül bir yaklaşımla tanımlamak için en sık kullanılan deyiş haline gelmiştir diyebiliriz. 2015 senesinden başlayarak, bu deyiş ve gerçekliğin daha sıkça dillendirildiğini de ekledikten sonra gelin, biz dönelim konunun Venediği yakından ilgilendiren bölümüne.

Batı Avrupa’nın güneyinde, kuzeydoğu İtalya'da konuşlanmış Venedik, salt doğal güzellikleri ve tarihsel-sanatsal-mimari değerleriyle değil, kendisine yakıştırılan birbirinden şık lakaplarıyla da ön plana çıkan bir deniz-liman kenti. Şehrin halen en sık kullanılan takma adlarını aşağıdaki şekilde sıralamak mümkün:

- YÜZEN ŞEHİR

- SU KENTİ

- MASKELER ŞEHRİ

- KÖPRÜLER KENTİ

- KANALLAR ŞEHRİ

- AŞK KENTİ

- LA DOMINANTE

- LA SERENISSIMA

- ADRİYATİĞİN KRALİÇESİ

- ADRİYATİĞİN İNCİSİ

- TURİST LABİRENTİ

Adınız “Venedik”, lakaplarınız yukarıdaki gibi ve artık yadsınamayacak bir düzeye erişmiş “aşırı turizm” ile başınız ciddi dertte ise, kendinizi diğer süper popüler kentlerden ayırıcı birtakım önlemler paketine başvurmanız da kaçınılmaz hale geliveriyor! Örneğin, kendisine rakip olabilecek şehirler “aşırı turizm” olgusuna daha geniş yürekli biçimde yaklaşırlarken, Venedik âdeta gezginleri sularından ve kıyılarından uzak tutmak için sürekli olmadık çareler üretip, yeni ve özgün kurallar yaratıyor! Uzmanlara göre, her gün değişik yollardan kente giriş yapan 60 000'i aşkın ziyaretçi [yılda 30 milyonu geçen sayıda turist] gerek yetkililer gerekse de yerel halk kesimlerinden çok sayıda kimsenin sabır eşiğini gitgide düşürüyor! Kent yöneticileriyle unutkan ve aşırı rahat turist kalabalığı arasındaki gerilimin artışı, kimilerine göre “Venediğin boğucu kitle turizmine karşı gecikmiş bir zorunlu yanıtı”, kimilerine göreyse “Venediğin şık atmosferini zedeleyici kaprisvari bir unsur” şeklinde yorumlanıyor.

Öyle ya da böyle, özellikle İtalya’ya yapılacak turistik gezilerde uzun yıllara dayalı bir deneyime sahip tur operatörleri, “Venedik’te Yapılacaklar” kadar “Venedik’te Yapılmayacaklar”ın da bir listesini tanıtım broşürleriyle internet sitelerine eklemeye balşadılar bile! İşte gezginlere “Venedik’te Asla Yapmamaları Gerekenler” hakkında bazı ilginç ve yararlı tüyolar:

- Mağaza vitrinlerine yaslanmak

- Piknik yapmak (Küçük elektrikli cihazlarla açık alanlarda kahve ya da çay pişirmek dahil)

- Umumi banklara uzanmak ve umumi banklarda uyumaya yeltenmek

- Güvercinleri beslemek

- Sokak satıcılarından alışveriş yapmak

- Köprülerde yere oturmak ve hareketsiz vaziyette ayakta durmak

- Akşam saat 8’den sonra sokakta içki içmek

- Kanallarda yüzmek ve kanal sularına dokunmak

- Bayanlar için bikiniyle dolaşmak

- Baylar için üstsüz biçimde dolaşmak

- Şehir merkezinde bisiklet kullanmak ve binmeden bisikletiyle birlikte yürümek

- Köprülere asma kilitler takmak

- 1 Mayıs 2019 tarihinden itibaren yürürlüğe giren turist vergisi miktarı olan 3 Euro/3.40 Amerikan Doları ödemeyi reddetmek [ki cezası 450 Euro/509 Amerikan Dolarıdır]

Yukarıdaki bir tür “Venedik Yasaları”nı iyice ezberledikten sonra, şimdi Venedik'in gayri resmi (ancak aynı derecede önemli) kültürel kurallarına geçme zamanı. Söz konusu kurallardan en fazla ön plana çıkanlarını şu şekilde özetlemek olası:

- Erkekler asla parmakları gösteren sandal/sandalet türü ayakkabılar giymemelidir

- Kaldırımlarda yaratacağı aşırı gürültüden dolayı tekerlekli valizler ve çantalarla şehir içinde dolaşılmamalıdır

- En ünlü İtalyan kokteylerinden biri olan “Bellini” adlı alkollü içki Venedik’te hemen hiç tüketilmez. O nedenle, gerçek bir Venedikli gibi davranılarak bar veya kafelerde “Bellini” değil, “Martini” içilmelidir

- Komik duruma düşmemek ve cahil görünmemek için bir restoranda “spaghetti alle vongole” siparişi verilirken asla ısrarla “Parmesan peyniri/Parmicano” istenilmemelidir

Summertime (1955), Anonimo Veneziano (1970), The Comfort Of Strangers (1990), Only You (1994), Chasing Liberty (2004), Impardonnables (2011) gibi duygusal yanı ağır basan sayısız çekici filme ev sahipliği yapmış cana yakın Venediğin, “aşırı turizm” olgusuyla başa çıkabilmek üzere alacağı önlemlerin önümüzdeki zamanlarda daha da artacağı ve belki de çoğu koyu Venedik hayranının kalplerini biraz kıracağı kesin! Bununla birlikte, benzersizlik mertebesine erişmiş her şehir gibi onun da kendisini kollaması gerektiğine inanan özellikle İtalyan kökenli tur operatörlerinin sayısı da hiç kanala atılacak gibi değil! Venediğe, Venediklilere, Venedikseverlere her daim dingin ve dengeli davranışlar temenni ediyorum göz alıcılıkla klasikliğin uyumla örtüştüğü Caffè Florian’ın içindeki masalardan birine rahatça kurulmuşken!  
Verimli günler ve gelecek pazar yine bu sütunda görüşmek üzere.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.